
Anasayfa

"Biz, Seni ( Habibim) alemlere ( baska bir sey için
degil ) ancak rahmet için gönderdik."
(El- enbiya - 107 .Ayet)
HZ. MUHAMMED (S.A.V.)'in HAYATI (571-632)
II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN GENÇLIK DÖNEMI

1- EBÛ TÂLIB'IN HIMÂYESI
Peygamberimizin hayâtinin sekiz yasindan yirmibes
yasina kadar olan dönemine "gençlik devresi"
denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcasi Ebû
Tâlib'in yaninda, onun himâyesi altinda bulunmustur.
Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdi. Zengin
olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâpligi sebebiyle
herkesten saygi görüyordu. Yegeni Hz. Muhammed'i çok
seviyor, hiç yanindan ayirmiyordu.
2- SEYÂHATLERi
a) Sam Seyâhati Mekke iklimi zirâate elverisli
olmadigindan, Mekkeliler ticâretle ugrasirlar,
çocuklarini da ticârete alistirirlardi. Ticâret için
kervanlarla, yazin Sam'a, kisin Yemen'e seyâhet
ederlerdi. Ebû Tâlip de diger Mekkeliler gibi kervan
ticâreti yapiyordu. Bir defasinda Sam'a giderken,
Hz. Muhammed (s.a.s.)'e amcasindan ayrilmak zor
geldi; kendisini de yaninda götürmesini istedi. Ebû
Tâlib çok sevdigi yegenini kirmadi. O'nu da
kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki
yasindaydi.
Sam'in 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Sam)
denilen kasabada "Bahîra" adinda bir Hiristiyan
râhibi vardi. Kasabaya ugrayan kervanlarla hiç
ilgilenmedigi halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in içinde
bulundugu kervani karsilayarak bütün kafileye bir
ziyâfet verdi. Bahîra okudugu kutsal kitaplardan
edindigi bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)'in
simâsindan, O'nun istikbâlini sezmisti. O'nunla
konustu. Sorular sordu. Aldigi cevâplar, kanâatini
kuvvetlendirdi. Sam yolculugunun bu çocuk için
tehlikeli olacagini düsündü. Ebû Tâlib'e:
-"Bu çocuk son Peygamber olacaktir. Sam Yahûdîleri
içinde O'nun alâmet ve vasiflarini bilen kâhinler
vardir. Tanirlarsa, ihânet ve kötülüklerinden
korkulur. Bu çocugu Sam'a götürmeyiniz..."dedi. Bu
sözler üzerine Ebû Tâlib Sam'a gitmekten vazgeçti.
Alisverisini burada bitirip, geri döndü.(34)
Son Peygamberin gelecegi ve O'nun bir çok vasiflari
Tevrât ve Incil'de bildirilmisti. Bu sebeple, Yahûdî
ve Hristiyan bilginleri, O'nun alâmetlerini ve
vasiflarini biliyorlardi. Hicretten sonra Müslüman
olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah Ibn Selâm'in
"Tevrat'ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. Isa
(a.s.)'in sifatlari vardir" dedigini, "Kütüb-i
Sitte" denilen alti güvenilir hadis kitabindan
Tirmizi'nin es-Sünen'inde rivâyet edilmistir."(35)
Gülünç Bir Iddiâ
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in 12 yasinda yaptigi bu
seyâhatta râhip Bahîra ile görüsmesini, bazi
Hiristiyan yazarlar, Hiristiyanligin bir zaferi gibi
göstermek istemisler, Peygamberimiz (s.a.s.)'in
bütün dinî esaslari bu râhipten ögrendigini iddia
etmislerdir.
Bu iddia son derece gülünç ve tutarsizdir. Oniki
yasindaki bir çocugun, Islâm gibi mükemmel bir dinin
esaslarini bir kaç saatlik görüsme esnâsinda
ögrenmesi mümkün degildir. Bu râhip bu esaslari
bilseydi, kendisi teblig ederdi. Eger burada böyle
bir konu konusulsaydi, kafilenin gözü önünde yapilan
bu konusma agizdan agiza yayilirdi. Peygamberligini
ilân ettigi zaman inanmayanlar, "bunlar Bahîra'nin
sözleri" demezler miydi? Üstelik Islâmiyet,
Hiristiyanlarin "teslis" (üçlü tanri sistemi)
inancini tamâmen reddetmis "Tevhid inancini"
getirmistir. Görüldügü üzere, bu iddia son derece
çürük ve çirkin bir iftirâdan baska bir sey
degildir. b) Yemen Seyâhati
Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yasinda iken de, diger bir
ticâret kafilesi ile amcalarindan Zübeyr ve Abbâs'la
birlikte Yemen'e gidip gelmistir.(36)
3- FICÂR SAVASINA KATILMASI
Müslümanliktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar
arasinda iç savaslar eksik olmazdi. Yalnizca
"Eshür-i hurum" denilen dört ayda savasmak haram
sayilirdi. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce,
Muharrem, Receb) savas yapilacak olursa fâcirane
sayildigi için buna "Ficâr Savasi" denirdi. Kureys
kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasinda kan davasi
yüzünden bir savas baslamis, dört yil sürmüstü.
Savas, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm
ettigi için "Ficâr Savasi" denildi. Peygamberimiz
(s.a.s.) yirmi yaslarinda iken bu savasa amcalari
ile birlikte katildi. Fakat kimseye ok atmamis,
kimsenin kanini dökmemistir. Sâdece karsi taraftan
atilan oklari toplayip, amcalarina vermistir.(37)
4- HILFU'L-FUDÛL CEMIYETINDE ÜYELIGI
Uzun süren Ficâr savasi esnâsinda Mekke'de âsâyis
bozulmus, can ve mal güvenligi kalmamisti. Özellikle
disaridan mal getiren yabancilarin mallari
yagmalaniyordu.
Vâil oglu Âs, Mekke'ye gelen Yemen'li bir tâcirin
bütün malini gasbetmis, haksiz olarak elinden
almisti. Yemen'li, Ebû Kubeys dagina çikarak
ugradigi haksizliga karsi, bütün kabîleleri yardima
çagirdi. Yemenlinin bu feryâdi üzerine Peygamberimiz
(s.a.s.)'in amcasi Zübeyr, Kureysin bütün ileri
gelenlerini çagirdi. Hâsimogullari, Zühreogullari,
Esedogullari, Temimogullari, Abdülluzzaogullari,
Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm'den
Cüd'ân oglu Abdullah'in evinde toplandilar."Mekke'de
zulmü önlemege yerli-yabanci hiç kimseye karsi
haksizlik ettirmemege" karar verdiler. Haksizliga
ugrayan kimselere yardim edeceklerine yemin ettiler.
Yemenlinin hakkini Âs'tan alip geri verdiler.
Mekke'de âsâyisi yoluna koydular. Vaktiyle,
Cürhümîler zamaninda Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa
ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle baskani,
kabîleleri ile toplanarak,"Mekke'de zulme meydan
vermeyecegiz, zayiflarin hakkini adâlet üzere
alacagiz..."(38) diye yemin etmislerdi. Onlarin bu
yeminlerine "Hilfu'l-fudûl" (Fadilllar yemini)
denilmisti. Cüd'ân oglu Abdullah'in evinde ayni
konuda yapilan yemine de bu sebeple "Hilfu'l-fudûl"
denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yasinda iken bu toplantida
amcalari ile beraber üye olarak bulundu. Bu
cemiyetin çalismalarindan son derece memnun
kaldigini Peygamberliginden sonra: "Islâm'da da
böyle bir cemiyete cagrilsam, yine icâbet ederim",
sözleriyle ifâde etmistir.(39)
(34) Bkz. et-Tirmizi, es-Sünen, 5/590-591 (Hadis No:
3620); Ibn Hisâm, 1/91-194; Ibnü'l-Esîr,a.g.e., 2/37
(35) et-Tirmizi, 5/588, (Hadis No:3617)
(36) Târih-i Din-i Islâm, 2/33
(37) Ibn Hisâm, 1/198
(38) Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/41
(39) Ibn Hisâm 141-142; Tarih-i Din-i Islâm, 2/ 36;
Tecrid Tercemesi, 7/101
III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN EVLILIK DÖNEMI
1- TICÂRET HAYÂTI
Bütün Mekke'liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de
amcasiyle birlikte ticâret yapiyordu. Gerek
çocuklugunda, gerekse ticâret hayâtinda, dürüstlügü
ile taninmisti. Sözünde durmadigi, yalan söyledigi,
baskalarina zarar verecek bir davranista bulundugu,
bir kimseyi incittigi asla görülmemis; dürüstlügü
dillere destan olmustu. Bu yüzden Mekke'liler O'na
"el-Emîn" (her konuda güvenilir kisi) diyorlardi.
O'nun bu yüksek ahlâkini ögrenen Kureysin zengin
kadinlarindan Hatice, kendisine sermâye vererek
ticâret ortakligi teklif etti. Böylece Peygamber
(s.a.s.) ile Hatice arasinda ticâret ortakligi
basladi.
2- HZ. HATICE ILE EVLENMESI
Kureysin Esed ogullari kolundan Huveylid kizi Hatice
zeki, dirâyetli, seref ve asâlet sâhibi, 39-40
yaslarinda zengin ve güzel bir hanimdi. Daha önce
iki defa evlenmis ve dul kalmisti. Kureysin ileri
gelenlerinden pek çok isteyenler olmus, fakat hiç
biri ile evlenmemisti. Güvendigi kimselere sermâye
vererek ticâret ortakligi yapiyor, böylece servetini
artiriyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâbligi
sebebiyle, kendisine Müslümanliktan önce "Tâhire"
denildigi gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra"
denilmistir. Sayfa Basi
Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz
(s.a.s.)'i Sam'a gönderdi. Kölesi Meysere'yi de
hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Sam'a
kadar gitmedi; mallari Busra'da satarak geri döndü.
Çünkü Bahîra'nin ölümünden sonra yerine geçen Râhip
Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Sam'a gitmesini
uygun bulmamisti.(40) Sayfa Basi
Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.)
beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü.
Hz. Hatice, bu büyük insanin emniyet, dürüstlük ve
gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasitalar
girdi; evlenmeleri kararlastirildi. Bu esnâda
Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40
yaslarindaydi.(41) Sayfa Basi
Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oglu Nevfel
tarafindan Hz. Hatice'nin evinde kiyildi. Ebû Tâlib
ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin
üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42)
Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice'nin
nesebleri Kusayy'da birlesir. Hz. Hatice'ye 20 disi
deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer
kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi. Sayfa Basi
Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz.
Hatice'nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile
yuvasi kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e
derin bir saygi ve sevgi ile bagliydi.
Peygamberliginden önce oldugu gibi, Peygamberlik
devrinde de en büyük yardimcisi oldu. Yüksek ve
essiz ruhlu bir hanim oldugunu gösterdi. Sayfa Basi
Peygamberimiz (s.a.s.)'de ondan son derece memnundu.
O devirde çok evlilik âdet oldugu ve bir çok
teklifler aldigi ve aralarinda yas farki da
bulundugu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden
sonra da onu hep hayirla andi.
3- HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'IN ÇOCUKLARI
Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi
erkek, dördü kiz olmak üzere sirasiyla, Kaasim,
Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtima ve Abdullah
adlarinda alti çocugu oldu. Arablarda ilk çocugun
adi ile künyelendirme âdet oldugundan Hz.Peygamber
(s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasim" denildi. Kaasim ile
Abdullah küçük yasta öldüler. Kizlari büyüdüler.
Fakat Fâtima'dan baska hepsi de babalarindan önce
vefât ettiler. Yalniz Fâtima, Peygamber (s.a.s.)'in
vefâtindan sonra alti ay daha yasadi. Sayfa Basi
Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kizlarinin en büyügü Zeyneb'i
Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs, Müslüman olmadigi
için, Zeyneb'in hicretine izin vermemisti. Bedir
Savasinda esir düstü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek
sarti ile serbest birakildi. Daha sonra Müslüman
olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldi.(44)
Sayfa Basi
Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcasi Ebû Leheb'in
ogullarindan Utbe ve Uteybe ile evlendirmisti.
Islâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber
(s.a.s.)'e olan düsmanligi sebebiyle ogullarina
eslerini bosamalari için baski yapti. Onlar
bosadiktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz.
Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden sonra da
Ümmü Gülsüm'ü nikâhladi. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki
nûr sâhibi" anlamina "Zi'n-nûreyn" denildi.
En küçük kizi Fâtima'yi ise Hz. Ali ile evlendirdi.
Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtima'nin çocuklaridir.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtima ile
devâm etmistir. Peygamberimiz (s.a.s.)'in Misirli
esi Mâriye'den de Ibrâhim adli bir oglu olmus, fakat
Hicretin 10'uncu yilinda henüz iki yasina girmeden
ölmüstür.
4- KÂBE'NIN TÂMIRINDE HAKEMLIGI (605 M.)
Hz. Ibrâhim ve Hz. Ismâil tarafindan yapilmis olan
Kâbe, geçen uzun asirlar içinde yagmur ve sel sulari
ile harabolmus, tâmir edilmesi gerekmisti.
Kureysliler, Kâbe binasini yikarak, yeniden yapmaya
karar verdiler. Yardimlar toplandi, gerekli malzeme
temin edildi. Hz. Ibrâhim'in yaptigi temele kadar
yikarak, duvarlari yeniden örmege basladilar. Ancak;
"Hacer-i Esved"i yerine koyma sirasi gelince
anlasamadilar. Kureys'in bütün kollari, bu serefin
kendilerine âit olmasini istiyordu. Anlasmazlik dört
gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureys'in
en ihtiyari Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Mugîre"Harem
kapisindan ilk girecek zâtin hakem yapilarak, onun
verecegi karara uyulmasini" teklif etti.(46) Bu
teklif kabul edildi. Az sonra kapidan Hz. Muhammed
(s.a.s) girmisti. Buna o kadar sevindiler ki,
"el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemligine râziyiz..."
diye bagristilar.Yanlarina gelince, durumu
anlattilar. Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i
Esved-i koydugu yayginin uçlarini Kureysin ulularina
tutturdu; hep berâber, konulacagi yere kadar
tasidilar. Hz. Peygamber (s.a.s.)'de tasi alip
yerine yerlestirdi. Anlasmazligin bu sekilde
çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir
felâket önlenmis oldu.(47)
Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti
yaninda, O'nun Mekkeliler arasindaki sonsuz itibâr
ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.) 35 yasinda idi. Kâbe'nin tâmirinde
Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalismis, tas
tasimis, hatta bu yüzden omuzlari yara olmustu. Bir
defa, amcasi Abbâs'in sözüne uyarak, tas acitmasin
diye elbisesini omuzuna topladiginda vücûdu
açiliverince baygin halde yere düsmüstü. Rasûlullah
(s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemistir.(48)
(40) Ibnü'l-Esîr, el-Kâmil 2/39
(41) Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/39
(42) Her iki hutbenin metin ve tercemeleri için bkz.
Târih-i Din-i Islâm, 2/ 47-48
(43) Ibn Hisâm, 1/201. Besyüz altin veya besyüz
dirhem.. gibi rivâyetler de vardir.
(44) Ebûl-Âs ile ilgili daha genis bilgi için, bkz.
Tecrid Tercemesi, 2/373-376, (Hadis No: 313'ün
izâhi)
(45) Abdü'd-dârogullari, ellerini bir çanaktaki kana
batirarak, "kanimiz dökülmedikçe, bu konuda kimse
bizim önümüze geçemez" diye yemin etmislerdi.
(Tarih-i Din-i Islâm, 2/55)
(46) Târihi-i Dini Islâm, 2/55
(47) Bkz. Ibn. Hisâm, 1/209; Ibnü'l-Esir, a.g.e.,
2/45; Tecrid Tercemesi, 6/40-44
(48) el-Buhârî, 1/96; Tecrid Tercemesi, 2/240, Hadis
No. 237 ve 6/48
DEVAM -HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN PEYGAMBERLIK DEVRI
Devam icin sag oka tikla
