
ANASAYFA

"Biz, Seni ( Habibim) alemlere ( baska bir sey için
degil ) ancak rahmet için gönderdik."
(El- enbiya - 107 .Ayet)
HZ. MUHAMMED (S.A.V.)'in HAYATI (571-632)
Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke'de dogdu. 40 yasinda
Peygamber oldu. 23 yillik Peygamberlik
hayâtinin 13 yili Mekke'de, 10 yili da Medine'de
geçti. Medine'de 63 yasinda vefât etti. Bu sebeple:
Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in hayâti (571-632):
a) Peygamberliginden Önceki Hayâti (571-610), r>
b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki
kisma ayrilir.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (510-622)
b) Medine devri (622-632) olarak iki döneme ayrilir.
Bu sebeple Siyer ve Islâm Târihi ile ilgili
kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâti,
"Peygamberlikten (Bi'setten) öncesi" ve
"Peygamberlik devri" diye iki devreye ayrilarak
incelenmistir.
Peygamberlikten önceki hayatini da:
1- Çocukluk devresi (8 yasina kadar olan süre),
2- Gençlik çagi (8-25 yasina kadar olan devre),
3- Evlilik dönemi (25-40 yasi arasindaki devre)
olmak üzere genellikle üç bölüme ayirmislardir.
Peygamber olduktan sonra, "Mekke Devri" nde geçen
olaylari incelerken, târihbasi olarak,
Peygamberligin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yili
gibi, Nübüvvetin baslangicini; "Medine devri"
olaylarinda ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yili
seklinde Rasûli Ekrem (s.a.s.)'in Hicret olayini
esâs almislardir. Bu kitapta da ayni usûle
uyulacaktir.
BIRINCI KISIM
HZ.MUHAMMED (S.A.S)'IN PEYGAMBERLIKTEN ÖNCEKI HAYÂTI
" Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik".
(el-Enbiyâ Sûresi, 107)
l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'IN ÇOCUKLUK DÖNEMI
1- DOGUMU:
Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil
Yili'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi
sabaha karsi, Mekke'nin dogusunda bulunan
"Hâsimogullari Mahallesi" nde, babasindan kendisine
mirâs kalan evde dogdu. Araplarin takvim basi olarak
kullandiklari "Fil Vak'asi", Peygamberimiz
(s.a.s.)'in dogumundan 52 gün kadar önce
olmustu.(18)
Abdülmuttalib, torununun dogumu serefine verdigi
ziyâfette çocugun adini soranlara:
"Muhammed adini verdim. Dilerim ki, gökte Hakk,
yeryüzünde halk, O'nu hayirla yâdetsinler..."
cevâbini verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed,
üstünlük ve meziyetleri anilarak çok çok övülüp senâ
edilen; Ahmed de Cenab-i Hakk'i yüce sifatlari ile
öven, hamdeden kimse demektir.(19) Islâm
târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in dogdugu gece
bir takim olaganüstü olaylarin meydana geldigini
naklederler. O gece Iran Kisrâsi (Hükümdari)'nin
Medâyin sehrindeki sarayinin 14 sütûnu yikilmis,
mecûsîlerin Iran'da Istahrâbat sehrinde bin yildan
beri yanmakta olan "atesgede"leri sönmüs, Sâve
(Taberiyye) gölü yere batmis, bin yildan beri
kurumus olan Semâve deresi'nin sulari tasmis,
mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya
görmüs, Kâbe'deki putlarin yüz üstü devrildikleri
görülmüstü. Gerçekten O'nun dogmasi ile bütün
dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür atesi
sönmüs, putperestlik yikilmis, zulmün baskisi son
bulmustur.

2- SOYU (NESEBI)
Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babasi,
Abdülmuttalib'in oglu Abdullah; annesi ise
Vehb'in kizi Âmine'dir. Babasi Abdullah, Kureys
Kabîlesinin Hâsimogullari kolundan, annesi Âmine ise
Zühreogullari kolundandir. Her ikisinin soyu, bir
kaç batin yukarida, "Kilâb"da birlesmektedir. Her
ikisi de Mekke'lidir.
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.Ibrâhim'in büyük
oglu Hz. Ismâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar
kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.Ismâil
arasindaki batinlarin sayisinda neseb bilginleri
ihtilâf etmislerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve
çok serefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi serifte
Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden
âileye) seçilerek intikal eden Âdemogullari
soylarinin en temizinden naklolundum, sonunda içinde
bulundugum 'Hâsimogullari' âilesinden nes'et ettim",
buyurmustur.(22)
Diger bir hadisi serifte bu seçilme isi söyle
anlatilmistir.
"Allah, Hz Ibrâhim'in ogullarindan Hz. Ismâil'i,
Ismâilogullarindan Kinâneogullarini,
Kinâneogullarindan Kureysi, Kureysden
Hâsimogul-larini, Hâsimogullarindan da beni
seçmistir." (23)
Bir baska hadis-i serifinde de Rasûli Ekrem
Efendimiz söyle buyurmustur:
"Allah beni, dâima helâl babalarin sulbünden, temiz
analarin rahmine naklederek, sonunda babamla
annemden izhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye
kadarki nesebim içinde nikâhsiz birlesen
olmamistir". (24)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in dogumundan iki ay kadar
önce babasi Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken
Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yasinda vefât
etmis ve orada defnedilmisti. Peygamberimiz
(s.a.s.)'e, babasindan mirâs olarak bes deve, bir
sürü koyun, dogdugu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan
Habesli Bereke adli bir câriye kalmistir.(25)

3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA
Baslangiçta çocugu (3 veya 7 gün) annesi Âmine
emzirdi.(26) Sütü yetmedigi için, daha sonra amcasi
Ebû Leheb'in azatli câriyesi Süveybe tarafindan
emzirildi.(27)
Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamli süt annesi
Hevâzin Kabîlesinin Sa'doglullari kolundan Halîme
oldu.
Mekke'nin havasi agir oldugu için, Mekkeliler yeni
dogan çocuklarini çölden gelen süt annelere
verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz
yetisiyor, hem de bozulmamis (fasih) Arapça
ögreniyorlardi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete
göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir
çocugu emzirmenin kârli bir is olmayacagi
düsüncesiyle, baslangiçta tereddüt göstermisse de,
daha sonra bu çocugun evlerine ugur ve bereket
getirdigini görmüs ve O'nu öz çocuklarindan daha çok
sevmistir. Süt kardesi Seyma da bakiminda annesine
yardimci olmustur.(28)
Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardesleri
ile sonraki yillarda dâima ilgilenmistir.
Halîme kendisini ziyârete geldigi zaman onu
"anacigim" diyerek karsilamis, altina elbisesini
yayarak, saygi göstermistir.(29)
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yasina kadar, süt
annesinin yaninda çölde kaldi. Dört yasinda
Halîme çocugu Mekke'ye götürerek annesine teslim
etti. Islâm târihçileri, bu esnada "sakk-i sadr"
(gögüs açma)
olayinin meydana geldigini, çocukta görülen bu gibi
olaganüstü hallerin Halîme'yi
endiselendirdigini, bu yüzden çocugu annesine
teslime mecbûr kaldigini naklederler.(30)

4- MEDINE ZIYÂRETI
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yasindan alti yasina
kadar, öz annesi Âmine ile kaldi, O'nun sefkat ve
ihtimâmi ile yetisip büyüdü. Alti yasinda iken,
babasinin Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek
üzere, annesi ve sadik hizmetçileri Ümmü Eymen'le
beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabalari
Neccârogullarinda bir ay kadar misâfir kaldilar.
Dönüste, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde
Âmine hastalandi.(31) Henüz dogmadan babasindan
yetim kalmis olan Hz. Muhammed (s.a.s.) alti yasinda
iken annesinden de öksüz kaliyordu. Bu aciyi bütün
varligi ile hisseden anne, oglunu sefkat dolu
gözlerle süzdü. Bagrina basip uzun uzun öptü. Masûm
yüzüne bakarak "Her yeni eskiyecek, her fâni yok
olup gidecek, Ben de ölecegim, fakat buna gam yemem,
Namimi ebedi kilacak hayirli bir halef
birakiyorum...
" anlamina bir siir söyledi. Bu sözlerden sonra
vefât etti.(32)
Annesinin ölümünden sonra çocugu Ümmü Eymen Mekke'ye
götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.
Alti yasindan sekiz yasina kadar, çocuga dedesi
Abdülmuttalib bakti. Abdülmuttalib seksen yasini
geçmis bir ihtiyârdi. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz
sekiz yasinda iken dedesi de öldü. Ölürken, on oglu
içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin
yetistirilmesini, öz amcasi Ebû Tâlib'e
birakti.(33/1)
Yillar sonra, Hicret'in 6'inci yili Hudeybiye Barisi
dönüsünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz,
annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyasi
döktü.
Annemin bana olan sefkatini hatirlayarak agladim,
buyurdu. (33/2)
BIR GECE
Ondört asir evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayin ondördü bir Öksüz çikiverdi!
Lâkin, o ne hüsrândi ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki beklesmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî
Bir kerre, zuhûr ettigi çöl, en sapa yerdi.
Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sirtlanlari geçmisti beser yirticilikta;
Dissiz mi bir insan, onu kardesleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkina sarmisti zemînin.
Salgindi, bugün Sark'i yikan, tefrika derdi.
Derken büyümüs, kirkina gelmisti ki Öksüz,
Baslarda gezen kanli ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanligi kurtardi O Mâsum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâlari serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakki, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklina gelmezdi, geberdi!
Âlemlere rahmetti, evet, seri mübîni,
Sehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
Medyûndur O mâsûm'a bütün bir beseriyyet...
Yârab, bizi mahserde bu ikrâr ile hasret.
Mehmed Âkif ERSOY
(18) Siyer ve Islâm Târihi müellifleri, Rasûlüllah (s.a.s.)'in
dogumunun Rebiülevvel ayinda
bir pazartesi günü sabaha karsi oldugunda genellikle
ittifak etmislerse de, ayin kaçinci günü oldugu
konusunda birlesememislerdir.
Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayis 632
M. târihine rastlayan Pazartesi günü ögleden sonra
vefât etmistir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve
11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz'in 63 yasinda vefât ettigi belirtilmistir
(Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve
11/33, Hadis No.1671)
Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz. Mâriye'den olan oglu
Ibrâhim'in vefât ettigi gün, günes tutulmustu. (Bkz.
Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No.
547) Misir'li Muhammed Felekî Pasa, yaptigi
hesaplama ve arastirma sonucu, bu tutulma olayinin,
Milâdi 632 yilinin 7 Ocak günü saat 8.30'a
rastladigini tesbit etmistir.
Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâti, 1 Rebiülevvel 11 H/27
Mayis 632 M. Pazartesi günü olduguna göre,
Muhammed Felekî Pasa bu tarihten 63 kameri yil geri
giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)'in dogumunun 9
Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan
571 pazartesi olmasi gerektigi
sonucuna varmistir. (Bkz. Asr-i Saadet 1/191).
(19) Peygamberimizin en meshûr ve Kur'an-i
Kerim'de geçen isimleri;
"Muhammed" ve "Ahmed"dir.
Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-i Kerîm'de 4 yerde
(Âl-i Imrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40,
Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi
ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.
Fetih Sûresinde bu ismi serif, ayrica "Rasûlüllah"
olarak vasiflanmistir. Saf Sûresinin 6. âyetinde
ise:
"Meryem oglu Isâ: Ey Isrâilogullari! Dogrusu ben,
benden önce indirilen Tevrât'i tasdik edici, benden
sonra gelecek ve adi Ahmed olacak bir peygemberi de
müjdeleyici olarak, Allah'in size gönderilmis bir
peygemberiyim demisti..." buyrulmustur.
Bu ayet-i celilede Hz. Isâ'nin, kendinden sonra
"Ahmed" adinda bir peygamberin gelecegini
müjdeledigi bildirilmektedir.
Bugün elimizde, Hz. Isâ'ya indirilen Incil'in
orjinal nüshasi bulunmayip, ondan çok sonraki
târihlerde kaleme alinmis muharref nüshalar
bulundugundan Hz. Isâ tarafindan verilen bu müjdenin
aslini bugünkü Incillerde aynen bulmak mümkün
olmamaktadir. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen
Yuhanna Incili'nin 14. babi'nin 26 âyeti söyledir:
"Baba'dan size gönderecegim "Tesellici", "Babadan
çikan hakikat Ruhu geldigi zaman benim için o
sehâdet edecektir."
Burada geçen "Tesellici" kelimesi, Incilin
Yunancasinda "Faraklit" dir. Incil'in eski Arapça
tercemelerinde bu kelime "Hammâd" veya "Hâmid"
olarak terceme edilmistir.
Nitekim bir kisim Hiristiyan bilginleri de bu
kelimeyi
"Hammâd, yani çok hamd eden kimse olarak
açiklamislardir ki asagi yukari "Ahmed"
anlamindadir.
Incil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye
terceme etmis de olsalar, Hz. Isâ ile Hz. Muhammed
(s.a.s.)
arasinda bilinen bir peygamber bulunmadigina ve
günümüze kadar da zuhûr etmedigine göre, Hz. Isâ'nin
gönderilecegini bildirdigi "Tesellici" veya
"Faraklit" Rasûlüllah (s.a.s.) den< baska kim
olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis
No: 1439 ve izâhi.)
Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'im'den rivâyetine göre, Hz.
Peygamber (s.a.s)'in eski kutsal kitaplarda, eski
ümmetlerce bilinen üç adi daha vardir: Mâhi, Hâsir,
Âkib. Bu konuda söyle buyurmustur:
"Bana âit bes yüce isim vardir. Ben Muhammed ve
Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki Allah benim
(nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâsir'im
ki (kiyamet gününde) insanlar benim ardimdan
hasrolunacaklardir. Ben Âkib'im, Çünkü
peygamberlerin sonuyum.
(Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No:
1439; Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354.
Rasûlüllah (s.a.s.)'in diger isimleri için bkz.
Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)
(20) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar
kesintisiz bilinen nesebi sirasiyla söyledir:
Abdullah, Abdülmuttalib, Hâsim, Abdümenâf, Kusayy,
Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey, Galib, Fihr
(Kureys), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike,
Ilyâs, Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân,
(el-Buhârî, 4/238; Ibn Hisâm, 1/1-2)
Annesinin nesebi de söyledir: Vehb, Abdümenâf,
Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldügü üzere her iki
tarafin nesebi Kilâb'da birlesmektedir. (Ibn Hisam,
1/115)
(21) Aynî, Umdetü'l-Karî, 8/54; Tecrid
Tercemesi, 10/43; Asr-i Saâdet, 1/178-179
(22) El-Buhârî, 4/166; Tecrid Tercemesi, 9/316
(Hadis No: 1454) ve 10/44
(23) Müslim, 4/1782 ( Hadis No: 2276); Tirmizi,
5/583 (Hadis No: 3605); Tecrid Tercemesi 10/44
(24) Bkz. Ibn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye,
2/255-256, Tecrid Tercemesi, 10/44; Târih-i Din-i
Islâm, 2/5
(25) Asr-i Saâdet, 1/187
(26) Târih-i Din-i Islâm, 2/16
(27) Ibnü'l-Esir, el-Kâmil, 1/459; Ibn Sa'd,
Tabakat 1/108
(28) Ibnü'l-Esir, a.g.e., 1/460
(29) Mansur Ali Nâsif, et-Tâc, 5/6, Kahire,
1382/ 1962 (Ebû Dâvud'dan)
(30) Bkz. Ibn Hisâm, 1/174; Ibnü'l-Esîr, a.g.e.,
461-462; Hamîdullah, Islâm Peygamberi 1/40
Rasûlüllah (s.a.s.)'in hayatinda sakk-i sadr olayi
bir kaç defa olmustur. Ilki, süt annesi
Halîme'nin yaninda iken meydana gelmistir. Melekler,
gögsünü açip, "iste seytanin sendeki
nasibi" diyerek bir pihti çikarip atmislardir.
(Müslim, 1/147 K. Imân B. 74, Hadis No: 261).
Ilk vahyin gelisinden önce de, vahyin agirligina
dayanabilmisi için, sakk-i sadr olayinin
tekrarlandigi rivâyet edilmistir. Mirâc
mucize'sinden önce de Cebrâil (a.s.)
Rasûlüllah (s.a.s.)'in gögsünü açip "zemzem suyu"
ile yikadiktan sonra imân ve hikmet
doldurmustur. (Tecrid Tercemesi, 2/227, Hadis No:
227 ve izâhi)
(31) Ibn Hisâm, 1/177; Tecrid Tercemesi, 4/699
(32) Târih-i Din-i Islâm, 2/23; Tecrid
Tercemesi, 2/699
(33/1) Abdülmuttalib'in çesitli zevcelerinden 10
oglu ve 6 kizi vardi. Bunlar içinde
Hz. Ali'nin babasi Ebû Tâlib ile Peygamberimiz
(s.a.s)'in babasi Abdullah ana baba bir kardesti.
(Asr-i Saâdet 1/ 197; Târihi-i Din-i Islâm, 2/27)
Ogullari: Abbâs, Hamza, Abdullah, Ebû Tâlib (asil
adi Abdimenâf) Zübeyr, Hâris, Hacl,
Mukavvim, Dirar, Ebû Leheb (asil adi Abduluzza) dir.
Kizlari ise: Safiyye,
Ümmü Hakim el- Beyda, Âtike, Ümeyme, Eravâ, Berre.
(Ibn Hisâm, 1/113)
(33/2) Ibn Sa'd, et-Tabakat, 1/116-117; Tecrid
Tercemesi, 4/683

Kelime Açiklamalari:
Hasrân: Sapiklik, aldanma-Mamûre-i dünya: Dünyada
insanlarin yasadigi yerler, kalkinmis ülkeler-Beter:
daha kötü-Beser: Insan cinsi, bütün insanlar-Dissiz:
(burada) güçsüz, zayif, kimsesiz-Fevza: Kargasa,
anarsi-Âfak: Ufuklar-Ufuk: Uzaklara bakildiginda
yeryüzünün gökyüzüyle birlesmis gibi görünen
yeri-Zemin: Yeryüzü. Sark: Dogu ülkeleri-Tefrika:
Fikir ayriligi-Nefha: Üfürme-Mâsûm: Günahsiz-Hamle:
Atilma, saldirma-Kayser: Bizans imparatorlarina
verilen ünvan-Kisrâ: Iran hükümdarlarina verilen
ünvan-Acz: Güçsüzlük- Zevâl: Yok olma-Ser'i mübin:
Islâm dini-Sehbal: kanat, kanattaki uzun tüyler-Adl:
adalet-Medyûn: Borçlu-Beseriyyet: Insanlik-Mahser:
Kiyâmette insanlarin toplanacagi yer-Hasretmek:
Kiyâmet günü insanlari dirildikten sonra mahserde
toplamak.
DEVAM - II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN GENÇLIK DÖNEMI
Devam icin sag oka tikla

|
|
HASSAN
B. SÂBIT (r.a)
Kâfirlere karsi Islâm ve Müslümanlari siirleriyle
destekleyen, "Rasûlullah'in sâiri" diye bilinen Sahabî.
Nesebi; Hassan b. Sâbit, b. Münzir b. Haram b. Amr b. Zeyd-i
Menât b. Adiyy b. Amr b. Mâlik b. Neccâr b. Sa'lebe b. Amr
b. Hazrec; künyesi, Ebu'l-Velid Ebû Abdurrahman ve
Ebu'l-Hasan olarak bilinmektedir. Ünvâni; Sâir-i
Rasûlullah'dir. Babasi Sâbit, Annesi ise Furay'a bint-i
Hâlid'dir. Soyu, Neccarogullari kabilesinden gelip Kâhtanî
Araplarina ulasir. Peygamberimizden yedi veya sekiz yil önce
dünyaya gelen Hassan b. Sâbit, yüz yirmi yasini geçkin
olarak Muaviye döneminde Medine'de vefat etmistir (682M).
Onun vefati ile ilgili ayri ayri tarihler verilmektedir (Ibn
Hacer el-Askalanî, el-Isabe, I, 326).
Hassan b. Sâbit, müslüman olmadan önce siirleriyle taninan
ve sevilen sâirlerden olup, bu durum daha sonra da devam
etmis, Müslüman olduktan sonra da Islâm hakkinda siirler
yazip söylemeye baslamistir. O, bulundugu Gassânî sarayinda
Yahûdi bir din adamindan duydugu yeni bir peygamberin
gelecegine dair sözler üzerine onu beklemeye koyulmus,
sonuçta Hazrec kabilesinden Medine'de yeni bir Peygamber'in
geldigi haberini duymasiyla müslüman olmustur. O sirada
Hassan b. Sâbit'in ileri bir yasta, yaklasik altmis
yaslarinda oldugu söylenmektedir (Ahmed Nedvî, Sâib Ensârî,
Asr-r Saâdet, Türkçe çev. III, 367).
Hassan b. Sâbit (r.a) müslüman olduktan sonra
peygamberimizin yanindan ayrilmamis, ihtiyarligina ragmen
Ibn Abbâs'a göre bizzat Peygamberimizin gazvelerine
katilmistir. Bedir savasinda yaslilik ve bedenen zayiflik
sebebiyle bulunamamis, ancak yazdigi ve söyledigi siirleri
ile müsrikler üzerinde büyük te'sir yaparak müslümanlari
cihada tesvik etmistir. Rasûlullah, Hassan b. Sâbit'in
müsriklere karsi söyledigi siirler hakkinda "Hassan'in
beyitleri düsmana ok darbesinden daha etkilidir" buyurmustur
(Ibnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe, III, s. 26).
Hassan b. Sâbit (r.a) siirleriyle; Rasûlullahi, Islâmiyeti
ve müslümanlari över, Islâm'in yücelmesini ve cihâdi tesvik
edici beyitler söylerdi. Ayrica Kureys kâfirleri ve diger
müsriklerin Islâm'a saldirilarina karsi onlarin
yüzkaralarini ortaya koyucu siirlerle agizlarini sustururdu.
Hz. Hassan bütün sâirlerin en üstünlerinden biri kabul
etmistir (Ibn Rüseyk, Kitabü'l-Umde, I, 56).
Medine'de Peygamberimiz Mecsid-i Nebevîde Hassan b. Sâbit'e
ait bir minber yaptirmis, gerek ihtiyar olmasi ve gerekse o
dönemin bir gelenegi olan siirin arab insaninin üzerindeki
te'sirini gözönüne aldigindan Islâmî tebligin yönünün sadece
kiliçla degil ayni derecede söz ve yaziyla da
gerçeklestirilmesinin önemine dikkat çekmistir. Bu gün dahi
bin dört yüz on yildir yürütülen bu yolda; yazili ve sözlü
tebligin önemi kat kat artarak devam edegelmistir. "Ey
Hassan, müsriklerin, kâfirlerin yüz karalarini ortaya koy!
Cebrâil seninledir. Ashabim silahla harbettikleri gibi sen
de dilinle savas" (Tehzibu't-Teshib, II, 247, Asr-i Saadet,
III, 372).
Hassan b. Sâbit (r.a), hayati boyunca siir sahasinin önde
gelen simâlarindan biri olmustur. Bedir savasindan sonra
yahudi sair lideri Ka'b b. Esref savasta ölen Mekkeli
müsrikleri için siirler söylemisti. Çevrede te'sir uyandiran
bu siirlere karsi Peygamberimiz (s.a.s) de Hassan b. Sâbit'e
siirler yazmasini söylemis Hassan b. Sâbit de Yahudi saire
karsi siirler yazarak onun Mekkeli müsrikler arasinda
itibarinin sarsilmasina neden olmustur. Hicretin dokuzuncu
yilinda Temimogullari kabilesinden bir heyet, esirlerini
almak üzere Medine'ye gelmisti. Yanlarinda en meshur
hatiblerinden de getirerek Islâm aleyhinde propaganda
yapmayi düsünüyorlardi. Ancak Peygamberimiz Hassan b. Sâbit,
Utarid adli müsrik sâirin söyledigi siire karsi "Kalk bunun
konusmasina karsilik ver" emriyle, Hassan b. Sabit oradaki
müsriklere güzel bir ders vermis ve onlarin meclisten çikip
gitmelerini saglamistir. Daha sonra Temim heyetinden Akra b.
Hâbis, kendinden geçerek "Allah'a yemin olsun ki bu Zat'a
(Rasûlullah'a), bizim bilmedigimiz bir yardim gelmektedir. O
muhakkak muvaffak olur, onun hatibi ve sâiri bizim
sâirimizden üstündür" diyerek hayranlik ve Islam'in gücünü
itiraf etmistir.
Sonra Akrâ b. Habis Peygamberimize gelerek müslüman olmus ve
orada bulunan Temimogullari da Islâm'i seçmisti. Bu olaya
sebep olan Hassan b. Sâbit'in, su meâldeki bir siir
söyledigi kaydedilmektedir: "Fihr ve kardeslerimin önde
gelen kisileri, insanlara uyacaklari bir adeti açikladilar.
Kalbinde Allah'a karsi tavka duygusu bulunanlar ve her türlü
hayri isleyenler bu adeti memnuniyetle kabul ederler. (...)
Çok iffetlidirler. Onlarin iffeti hakkinda vahy nâzil oldu.
Hiç bir pislige bulasmayan müslümanlardir. Dünyaya
düskünlükleri de onlari kirletmez (..). Arzular ve
taraftarlar farklilik gösterdikleri zaman sen Rasûlullah'in
kendilerine taraftar oldugu kavme ikramda bulun (...) onlar
bütün kabilelerin en faziletlisidirler; ister ciddi olarak
konussunlar isterse alay etsinler bu hüküm degismez; (Ibn
Kayyim el-Cevziyye, Zâdü'l Meâd, çev. Vecdi Akyüz, Ali
Vasfikurt, Salim Ögüt, Istanbul 1990, IV, 68-69). Ayni
dönemde Abdullah b. Revâha ve Ka'b b. Mâlik de Islâm'in
yüceligi için siirler söylüyorlardi.
Hassan b. Sâbit (r.a), Peygamberimizin vefatiyla ruhî bir
çöküntü içerisine girmis ve üzüntüsünden gözleri görmez
olmustur. Uzun mersiyeler söyleyerek Peygamberimizin
arkasindan yas tutmustur. Siirlerinin birinde "Rasûlullah'in
pak alni karanlik içinde göründügü zaman ortaliga nur saçan,
karanligi aydinlatan çerag gibi görünür" demisti. Daha
sonralari böyle bir hal içinde uzun bir hayat yasayan Hassân
b. Sâbit, M. 862 yilinda vefat etmistir. Peygamberimizin
"Muhakkak ki Allahu Teâla, Rasûlünü övmek ve müdafaa etmek
hususunda Hassân'i Cebrâil (a.s)'la takviye etmektedir"
Hadisi onun tek tesellisi olmustur (Buhâri, Bedu'l-Halk 6;
Megâzî, 30; Müslim, Fadailü's-Sahabe,153-157). Hassân b.
Sâbit'in Peygamberimiz hakkinda "Sizden iyisini gözlerim
görmedi asla, sizden güzelini dogurmadi hiçbir ana, her ayip
ve kusurdan pak yaratildiniz, sanki diledigimiz gibi
yaratildi mi" (Müslîm, Fedâilü's-Sahâbe,151) sözleri de
"sâirlere sapiklar uyar. Onlarin her sahaya dalip
çiktiklarini ve yapmadiklari seyleri söylediklerini görmez
misin? Ancak imân edip sâlih amel isleyenler Allah'i çok
zikredenler ve haksizliga ugratildiktan sonra haklarini
alanlar böyle degildir. O zâlimler, yakinda nasil bir
inkilapla yikilacaklarini bileceklerdir" (es-Suarâ,
26/224-227) âyetlerinde geçen "Sâlih amel isleyen" sâir
kullar arasinda oldugunu göstermektedir.
Naci YENGIN
|
|