Anasayfa




"Biz, Seni ( Habibim) alemlere ( baska bir sey için degil ) ancak rahmet için gönderdik."
(El- enbiya - 107 .Ayet)


HZ. MUHAMMED (S.A.V.)'in HAYATI (571-632)


II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN GENÇLIK DÖNEMI



1- EBÛ TÂLIB'IN HIMÂYESI

Peygamberimizin hayâtinin sekiz yasindan yirmibes yasina kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcasi Ebû Tâlib'in yaninda, onun himâyesi altinda bulunmustur.

Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdi. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâpligi sebebiyle herkesten saygi görüyordu. Yegeni Hz. Muhammed'i çok seviyor, hiç yanindan ayirmiyordu.


2- SEYÂHATLERi

a) Sam Seyâhati Mekke iklimi zirâate elverisli olmadigindan, Mekkeliler ticâretle ugrasirlar, çocuklarini da ticârete alistirirlardi. Ticâret için kervanlarla, yazin Sam'a, kisin Yemen'e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diger Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapiyordu. Bir defasinda Sam'a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e amcasindan ayrilmak zor geldi; kendisini de yaninda götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdigi yegenini kirmadi. O'nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yasindaydi.

Sam'in 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Sam) denilen kasabada "Bahîra" adinda bir Hiristiyan râhibi vardi. Kasabaya ugrayan kervanlarla hiç ilgilenmedigi halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in içinde bulundugu kervani karsilayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okudugu kutsal kitaplardan edindigi bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)'in simâsindan, O'nun istikbâlini sezmisti. O'nunla konustu. Sorular sordu. Aldigi cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Sam yolculugunun bu çocuk için tehlikeli olacagini düsündü. Ebû Tâlib'e:

-"Bu çocuk son Peygamber olacaktir. Sam Yahûdîleri içinde O'nun alâmet ve vasiflarini bilen kâhinler vardir. Tanirlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocugu Sam'a götürmeyiniz..."dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Sam'a gitmekten vazgeçti. Alisverisini burada bitirip, geri döndü.(34)

Son Peygamberin gelecegi ve O'nun bir çok vasiflari Tevrât ve Incil'de bildirilmisti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O'nun alâmetlerini ve vasiflarini biliyorlardi. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah Ibn Selâm'in "Tevrat'ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. Isa (a.s.)'in sifatlari vardir" dedigini, "Kütüb-i Sitte" denilen alti güvenilir hadis kitabindan Tirmizi'nin es-Sünen'inde rivâyet edilmistir."(35)

Gülünç Bir Iddiâ

Hz. Muhammed (s.a.s.)'in 12 yasinda yaptigi bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüsmesini, bazi Hiristiyan yazarlar, Hiristiyanligin bir zaferi gibi göstermek istemisler, Peygamberimiz (s.a.s.)'in bütün dinî esaslari bu râhipten ögrendigini iddia etmislerdir.

Bu iddia son derece gülünç ve tutarsizdir. Oniki yasindaki bir çocugun, Islâm gibi mükemmel bir dinin esaslarini bir kaç saatlik görüsme esnâsinda ögrenmesi mümkün degildir. Bu râhip bu esaslari bilseydi, kendisi teblig ederdi. Eger burada böyle bir konu konusulsaydi, kafilenin gözü önünde yapilan bu konusma agizdan agiza yayilirdi. Peygamberligini ilân ettigi zaman inanmayanlar, "bunlar Bahîra'nin sözleri" demezler miydi? Üstelik Islâmiyet, Hiristiyanlarin "teslis" (üçlü tanri sistemi) inancini tamâmen reddetmis "Tevhid inancini" getirmistir. Görüldügü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan baska bir sey degildir. b) Yemen Seyâhati

Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yasinda iken de, diger bir ticâret kafilesi ile amcalarindan Zübeyr ve Abbâs'la birlikte Yemen'e gidip gelmistir.(36)



3- FICÂR SAVASINA KATILMASI

Müslümanliktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasinda iç savaslar eksik olmazdi. Yalnizca "Eshür-i hurum" denilen dört ayda savasmak haram sayilirdi. Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savas yapilacak olursa fâcirane sayildigi için buna "Ficâr Savasi" denirdi. Kureys kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasinda kan davasi yüzünden bir savas baslamis, dört yil sürmüstü. Savas, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettigi için "Ficâr Savasi" denildi. Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaslarinda iken bu savasa amcalari ile birlikte katildi. Fakat kimseye ok atmamis, kimsenin kanini dökmemistir. Sâdece karsi taraftan atilan oklari toplayip, amcalarina vermistir.(37)


4- HILFU'L-FUDÛL CEMIYETINDE ÜYELIGI

Uzun süren Ficâr savasi esnâsinda Mekke'de âsâyis bozulmus, can ve mal güvenligi kalmamisti. Özellikle disaridan mal getiren yabancilarin mallari yagmalaniyordu.

Vâil oglu Âs, Mekke'ye gelen Yemen'li bir tâcirin bütün malini gasbetmis, haksiz olarak elinden almisti. Yemen'li, Ebû Kubeys dagina çikarak ugradigi haksizliga karsi, bütün kabîleleri yardima çagirdi. Yemenlinin bu feryâdi üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)'in amcasi Zübeyr, Kureysin bütün ileri gelenlerini çagirdi. Hâsimogullari, Zühreogullari, Esedogullari, Temimogullari, Abdülluzzaogullari, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm'den Cüd'ân oglu Abdullah'in evinde toplandilar."Mekke'de zulmü önlemege yerli-yabanci hiç kimseye karsi haksizlik ettirmemege" karar verdiler. Haksizliga ugrayan kimselere yardim edeceklerine yemin ettiler. Yemenlinin hakkini Âs'tan alip geri verdiler. Mekke'de âsâyisi yoluna koydular. Vaktiyle, Cürhümîler zamaninda Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle baskani, kabîleleri ile toplanarak,"Mekke'de zulme meydan vermeyecegiz, zayiflarin hakkini adâlet üzere alacagiz..."(38) diye yemin etmislerdi. Onlarin bu yeminlerine "Hilfu'l-fudûl" (Fadilllar yemini) denilmisti. Cüd'ân oglu Abdullah'in evinde ayni konuda yapilan yemine de bu sebeple "Hilfu'l-fudûl" denildi.

Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yasinda iken bu toplantida amcalari ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalismalarindan son derece memnun kaldigini Peygamberliginden sonra: "Islâm'da da böyle bir cemiyete cagrilsam, yine icâbet ederim", sözleriyle ifâde etmistir.(39)

 



(34) Bkz. et-Tirmizi, es-Sünen, 5/590-591 (Hadis No: 3620); Ibn Hisâm, 1/91-194; Ibnü'l-Esîr,a.g.e., 2/37
(35) et-Tirmizi, 5/588, (Hadis No:3617)
(36) Târih-i Din-i Islâm, 2/33
(37) Ibn Hisâm, 1/198
(38) Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/41
(39) Ibn Hisâm 141-142; Tarih-i Din-i Islâm, 2/ 36; Tecrid Tercemesi, 7/101



III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN EVLILIK DÖNEMI

1- TICÂRET HAYÂTI

Bütün Mekke'liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasiyle birlikte ticâret yapiyordu. Gerek çocuklugunda, gerekse ticâret hayâtinda, dürüstlügü ile taninmisti. Sözünde durmadigi, yalan söyledigi, baskalarina zarar verecek bir davranista bulundugu, bir kimseyi incittigi asla görülmemis; dürüstlügü dillere destan olmustu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kisi) diyorlardi. O'nun bu yüksek ahlâkini ögrenen Kureysin zengin kadinlarindan Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortakligi teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasinda ticâret ortakligi basladi.


2- HZ. HATICE ILE EVLENMESI

Kureysin Esed ogullari kolundan Huveylid kizi Hatice zeki, dirâyetli, seref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaslarinda zengin ve güzel bir hanimdi. Daha önce iki defa evlenmis ve dul kalmisti. Kureysin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmus, fakat hiç biri ile evlenmemisti. Güvendigi kimselere sermâye vererek ticâret ortakligi yapiyor, böylece servetini artiriyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâbligi sebebiyle, kendisine Müslümanliktan önce "Tâhire" denildigi gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra" denilmistir. Sayfa Basi
Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)'i Sam'a gönderdi. Kölesi Meysere'yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Sam'a kadar gitmedi; mallari Busra'da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra'nin ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Sam'a gitmesini uygun bulmamisti.(40) Sayfa Basi
Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanin emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasitalar girdi; evlenmeleri kararlastirildi. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaslarindaydi.(41) Sayfa Basi
Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oglu Nevfel tarafindan Hz. Hatice'nin evinde kiyildi. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice'nin nesebleri Kusayy'da birlesir. Hz. Hatice'ye 20 disi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi. Sayfa Basi
Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice'nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvasi kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e derin bir saygi ve sevgi ile bagliydi. Peygamberliginden önce oldugu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardimcisi oldu. Yüksek ve essiz ruhlu bir hanim oldugunu gösterdi. Sayfa Basi
Peygamberimiz (s.a.s.)'de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet oldugu ve bir çok teklifler aldigi ve aralarinda yas farki da bulundugu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayirla andi.



3- HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'IN ÇOCUKLARI

Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kiz olmak üzere sirasiyla, Kaasim, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtima ve Abdullah adlarinda alti çocugu oldu. Arablarda ilk çocugun adi ile künyelendirme âdet oldugundan Hz.Peygamber (s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasim" denildi. Kaasim ile Abdullah küçük yasta öldüler. Kizlari büyüdüler. Fakat Fâtima'dan baska hepsi de babalarindan önce vefât ettiler. Yalniz Fâtima, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtindan sonra alti ay daha yasadi. Sayfa Basi

Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kizlarinin en büyügü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs, Müslüman olmadigi için, Zeyneb'in hicretine izin vermemisti. Bedir Savasinda esir düstü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek sarti ile serbest birakildi. Daha sonra Müslüman olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldi.(44) Sayfa Basi

Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcasi Ebû Leheb'in ogullarindan Utbe ve Uteybe ile evlendirmisti. Islâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e olan düsmanligi sebebiyle ogullarina eslerini bosamalari için baski yapti. Onlar bosadiktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladi. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamina "Zi'n-nûreyn" denildi.

En küçük kizi Fâtima'yi ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtima'nin çocuklaridir. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtima ile devâm etmistir. Peygamberimiz (s.a.s.)'in Misirli esi Mâriye'den de Ibrâhim adli bir oglu olmus, fakat Hicretin 10'uncu yilinda henüz iki yasina girmeden ölmüstür.


4- KÂBE'NIN TÂMIRINDE HAKEMLIGI (605 M.)
Hz. Ibrâhim ve Hz. Ismâil tarafindan yapilmis olan Kâbe, geçen uzun asirlar içinde yagmur ve sel sulari ile harabolmus, tâmir edilmesi gerekmisti.

Kureysliler, Kâbe binasini yikarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardimlar toplandi, gerekli malzeme temin edildi. Hz. Ibrâhim'in yaptigi temele kadar yikarak, duvarlari yeniden örmege basladilar. Ancak; "Hacer-i Esved"i yerine koyma sirasi gelince anlasamadilar. Kureys'in bütün kollari, bu serefin kendilerine âit olmasini istiyordu. Anlasmazlik dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureys'in en ihtiyari Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Mugîre"Harem kapisindan ilk girecek zâtin hakem yapilarak, onun verecegi karara uyulmasini" teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapidan Hz. Muhammed (s.a.s) girmisti. Buna o kadar sevindiler ki, "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemligine râziyiz..." diye bagristilar.Yanlarina gelince, durumu anlattilar. Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koydugu yayginin uçlarini Kureysin ulularina tutturdu; hep berâber, konulacagi yere kadar tasidilar. Hz. Peygamber (s.a.s.)'de tasi alip yerine yerlestirdi. Anlasmazligin bu sekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmis oldu.(47)

Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti yaninda, O'nun Mekkeliler arasindaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yasinda idi. Kâbe'nin tâmirinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalismis, tas tasimis, hatta bu yüzden omuzlari yara olmustu. Bir defa, amcasi Abbâs'in sözüne uyarak, tas acitmasin diye elbisesini omuzuna topladiginda vücûdu açiliverince baygin halde yere düsmüstü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemistir.(48)

 

(40) Ibnü'l-Esîr, el-Kâmil 2/39
(41) Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/39
(42) Her iki hutbenin metin ve tercemeleri için bkz. Târih-i Din-i Islâm, 2/ 47-48
(43) Ibn Hisâm, 1/201. Besyüz altin veya besyüz dirhem.. gibi rivâyetler de vardir.
(44) Ebûl-Âs ile ilgili daha genis bilgi için, bkz. Tecrid Tercemesi, 2/373-376, (Hadis No: 313'ün izâhi)
(45) Abdü'd-dârogullari, ellerini bir çanaktaki kana batirarak, "kanimiz dökülmedikçe, bu konuda kimse bizim önümüze geçemez" diye yemin etmislerdi. (Tarih-i Din-i Islâm, 2/55)
(46) Târihi-i Din–i Islâm, 2/55
(47) Bkz. Ibn. Hisâm, 1/209; Ibnü'l-Esir, a.g.e., 2/45; Tecrid Tercemesi, 6/40-44
(48) el-Buhârî, 1/96; Tecrid Tercemesi, 2/240, Hadis No. 237 ve 6/48


 
DEVAM -HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN PEYGAMBERLIK DEVRI

Devam icin sag oka tikla

HZ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) in HAYATI HZ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) in HAYATI



 

 

 


 
HAMZA IBN ABDULMUTTALIB (r.a) (Hz. HAMZA)

Hz. Peygamber'in amcasi, Sehidlerin efendisi.

Künyesi; Ebn Ya'la veya Ebû Ammâre; Lakabi; Esedullah (Allah'in Aslani)dir. Babasi Abdulmuttalib, annesi Hâle'dir.

Hz. Hamza, Peygamberimizin amcalarinin en küçügüdür. Dogumdan bir kaç gün sonra, Peygamberimizi emziren Ebû Lebeb'in câriyesi Süveybe daha önceleri Hz. Hamza'yi da emzirmis oldugundan, Hamza Peygamberimizin süt kardesi idi.

Hz. Hamza, orta boylu, güçlü kuvvetli, heybetli, onurlu bir sahabîdir. Hz. Hamza (r.a) iyi bir avci, keskin nisanci, Kureys'in en sereflilerindendir. Mazlumlara yardim etmeyi seven cesur bir savasçiydi. Av dönüsü evine gitmeden Ka'be'yi tavaf edecek kadar kutsal kabul ettigi degerlere saygili, karsilastigi sahislara selâm verip sohbet etmesini seven mürüvvetli bir insandi. Onun gençlik dönemine ait bilgilerimiz yok denecek kadar azdir (Ibnu'l-Esîr, Isdit'l-Gâbe, II, 52).

Peygamberimiz yakinlarina Islâm'i teblig etmis olmasina ragmen, Hz. Hamza henüz müslüman olmamisti. Ebû Cehil'in Peygamberimize yaptigi bir hakaret sonucunda müslüman olmustur. Peygamberimiz bir gün Safâ tepesinde iken Ebû Cehil ve arkadaslari onun yanina gelirler. Ebû Cehil Peygamberimize hakaret eder. Abdullah b. Cüdâ'nin câriyesi bu olayi seyredin av dönüsü Kabe'ye ugramayi âdet edinen Hz. Hamza'ya anlatir. Hz. Hamza, eve gitmeden Ebû Cehil'in yanina ugrayarak elindeki yayi Ebû Cehil'in kafasina çalar, basini yaralar ve hakaret eder. Bir gün sonra da Allah Rasûlünün yanina giderek (Bi'set'ten iki yol sonra) müslüman olur.

Hz. Hamza'nin müslüman olmasi Peygamberimizi çok sevindirmistir. Onun Islâm'a girmesiyle müslümanlar güçlendi. Müsrikler rahatsiz oldular.

Mekke müsrikleri, hicretten sonra da rahat durmadilar. Peygamberimizin ve müslümanlarin Medine'den çikarilmasi için Abdullah b. Übeyy, Hazreç ve Evs kabilesi müsrikleriyle iliski kurdular. Müslümanlarin hac yollarini da kapadilar.

Müsriklerin gözlerini korkutmak, Sam ticaret yollarini keserek onlari sikintiya düsürmek gerekiyordu. Peygamberimiz bu amaçla Hz. Hamza'yi Sifu'l-Bahr'a gönderdi. Otuz kisilik bir kuvvetle Hz. Hamza belirtilen yere vardi. Müsriklerin kervam Sifu'l-Bahra gelmisti. Kervanda Ebû Cehil de bulunuyordu. Üçyüz kisilik bir kuvvetleri vardi.

Hz. Hamza, müsriklerle çarpismak istiyordu. Yaninda bulunan müslümanlar da ayni duyguyu yasiyorlardi.

Henüz müsrik olan Mecdi b. Amr b. Cühenî bu iki grubun arasina girdi. Hem müslümanlarla hem de müsriklerle görüstü. Sonunda iki tarafi çarpismaktan vazgeçirdi.

Bundan Sonra Hz. Hamza'yi Bedir savasinda görüyoruz. Bedir savasinda Utbe, Vefid, Seybe meydana çiktilar. Çarpismak için er dilediler. Hz. Hamza, Seybe ile çarpisti. Bir hamlede Seybe'yi öldürdü. Daha sonra Utbe'yi ve Tuayma b. Adiyy'i öldürdü.

Hz. Hamza, Bedir savasinda kahramanca savasti. Allah ve Rasûlünün hosnutlugunu kazandi.

Bedir savasinda Hz. Hamza (r.a)'nin etkinligi ileri boyutlara ulasti ve müsriklere karsi amansiz bir savas verdi. Hârisû't-Temîmî, HzHamza'nin Bedir'deki durumunu anlatan bir rivayetinde söyle diyor: "Hamza b. Apdülmuttalib(r.a)'in, Bedir savasinda üzerinde, deve kusu olan kim" diye sordu. "Hamza b. Abdulmuttalib" diye cevap verildi. O müsrik: "Ne yaptiysa O bize yapti" diye mirildandi" (M. Yusuf Kandehlevi, Hadislerle müslümanlik, ll, 553).

Hz. Hamza, Bedir Savasini mütekaib Kaynukogullari gazvesine katildi.

Peygamber Medine'ye geldiginde Yahudilerle anlasma yapmisti. Yahudiler, Bedir savasini müslümanlarin kazanmasini hazmedemediler.

"Siz savasin ne demek oldugunu bilmeyen adamlarla çarpistiniz" dediler. Savas için firsat kollamaya basladilar.

Kaynuka gazvesi'nin genel sebebi bir kadina karsi yapilan terbiyesizliktir. Kadincagiz bazi esyalarini Kaynuka pazarinda sattiktan sonra bir kuyumcuya giriyor. Kuyumcu yahudi kadinin eteginin alt kismini üst kismina bir dikenle igneliyor. Kadincagiz ayaga kalktiginda üzeri açiliyor. Utaniyor, sikiliyor, feryat ediyor, çevresinden yardim istiyor. Kadinin yardimina kosan müslümanlar Yahudiyi öldürüyor. Yahudiler de müslümanin basina üsüsüyorlar ve onu sehid ediyorlar.

Öldürülen müslümanin akrabalari Peygamberimizden yardim istiyorlar. Bunun üzerine-Peygamberimiz Yahudilerden antlasmanin yenilenmesini istedi. Yahudiler Peygamberimizin bu istegini reddettiler.

Bu olay üzerine Peygamberimiz beyaz sancagim Hz. Hamza'nin eline verip Kaynukaogullarinin üzerine gönderdi. Kaynukaogullari Yahudileri bekledikleri yardima kavusamayinca teslim olmak zorunda kaldilar.

Bedir savasi'nin acisini unutmayan Kureysliler yeniden savas için hazirliga basladilar. Bir yil önceki kervanin gelirini savas için harcamaya karar verdiler. Savas için degisik müsrik kabilelerden yardim isteyerek büyük bir kuvvet olusturdular.

Bu kez de Kureys'in kadinlari da katilacakti. Bedir Savasi'nin bozgunla bitmesi sebebiyle müsrik kadinlar erkeklerini suçluyorlardi. Bedir'in matemini tutarak erkekleri savasa tesvik ediyorlardi.

Cübeyr b. Mut'i'nin Vahsi adinda Habesli bir kölesi vardi. Bu köle harbe (Habeslilere özgü bir mizrak) atmakta oldukça maharetli idi. Hz. Hamza, Cübeyr b. Mut'im'in amcasi Tuayma b. Adiyy'i Bedir savasinda öldürmüstü. Cübeyr, amcasinin acisini unutmamisti. Kölesi Vahsi ile konustu. Hz. Hamza'yi öldürmesi sartiyla kendisini serbest birakacagini bildirdi.

Peygamberimiz, Medine'nin içinde kalmayi, savunma savasi yapmayi düsünüyordu. Bedir Savasi'na katilmayanlar düsmanla yüz yüze gelmek, Medine disinda savasmak istiyorlardi. Peygamberimiz Ashabin bu tavri karsisinda Medine disinda savasilmasina karar verdi.

Hz. Hamza'da Medine disinda savasilmasina taraftardi. Hattâ Peygamberimize "sana, kitabi indirmis olan Allah'a yemine eder, and içerim ki, bu kilicima Medine disinda Kureys müsrikleriyle çarpismadikça yemek yemeyecegim" demisti.

Hz. Hamza Cuma günü oruçlu idi. Cumartesi müsriklerle karsilastigi zaman da oruçlu bulunuyordu.

Peygamberimiz, sabahleyin "Rüyada, meleklerin, Hamza'yi yikadiklarini gördüm" diye buyurdu. Uhut bölgesine varildi, orduya savas düzeni verildi. Kureys'in birinci bayraktari Talha b. Ebî Talha, Hz. Ali tarafindan, ikinci bayraktari Osman b: Ebî Talha da Hz. Hamza tarafindan öldürüldü. Sancaktarlarin ölmesi Kureys'i saskina çevirdi. Sarsildilar, sendelediler. Halid b. Velid'in saldirilari da sonuç vermedi: Müsrikler, kaçismaya basladilar. Hz. Hamza Uhud günü "ben Allah'in Arslaniyim" diyerek kihç salladi. Sâfvân, Hz. Hamza'yi savasirken görüyor, "Ben, bugüne kadar kavmini öldürmeye onun kadar hirsli bir kimse daha görmedim" buyuruyor. Uhud savasinda müsriklerin çogunu Hz. Hamza öldürmüstür.

Kureysliler bozguna ugrayip kaçmaya baslayinca Peygamberimiz tarafindan görevlendirilen okçular yerlerini birakmaya basladilar. Birbirlerine "ne duruyorsunuz? Allah, düsmani bozguna ugratti. Siz de, müsriklerin ordugahina giriniz. Kardeslerinizle birlikte ganimet toplayiniz" dediler. Diger bir kismi bu teklife itiraz ettiler. "Siz Rasûlullah'in: Bizi arkamizdan koruyunuz! Sakin yerinizden ayrilmayiniz! Bizim öldürüldügümüzü görürseniz de yardimimiza kosmayiniz! Ganimet topladigimizi görürseniz de, bize katilmayiniz! Bizi arkamizdan koruyunuz" buyurdugunu bilmiyor musunuz?" dediler.

Okçular, komutanlari Abdullah b. Cübeyr'i dinlemediler; "ganimetten nasibimizi alacagiz" diyerek yerlerini terkettiler. Abdullah b. Cübeyr'in yaninda çok az bir kuvvetin kaldigini gören Halid b. Velid bu firsati degerlendirmek istedi. Kuvvetlerini bir araya topladi, okçularin üzerine yürüdü. Abdullah b. Cübeyr, kendilerine dogru bir kuvvetin geldigini görünce arkadaslarina dagilmamalarini söyledi. Müslüman okçular, üzerlerine gelen Kureys müsriklerini ok yagmuruna tuttular. Oklari bitinceye kadar kahramanca savastilar. Abdullah b. Cübeyr, oklari bitince mizragi ile savasti. daha sonra kilicini kinindan siyirdi. Sehid düsünceye kadar çarpisti. Digerleri de ayni sekilde savastilar. Kureys'in süvarileri insanliga yakismayan bir davranisla Abdullah b. Cübeyr'in karnini destiler, barsaklarini döktüler.

Okçularin yerlerini birakmasi, kalan kisminin sehid edilmesiyle müslümanlar gâfil avlandilar. Hem arkadan, hem önden kusatildilar. Müslümanlar saskinlikla birbirlerine kiliç sallamaya basladilar.

Hâris b. Amr kizi ile Utbe'nin kizi Hind de Hz. Hamza'yi öldürmesi için Vahsi'yi. tesvik ediyorlardi. Vahsi, açik dövüsmekten korkuyor, gizli dövüsmeyi tercih ediyordu.

Vahsi, Uhud Savasindaki durumu söyle açikliyor: "Halk arasinda Ali'yi aradim. Çok uyanik, girisken, çevik, çekingen ve etrafina çok bakinan bir adamdi. Kendi kendime:"benim aradigim adam bu degildir" dedim. O sirada Hamza'yi gördüm. Halki kasip kavuruyor, kesip biçiyordu. Firsat kollamak için kayanin arkasina gizlendim. Bir ara Siba'b. Ümmü Emmâr "var mi benle çarpisacak bir yigit' diyerek meydan okuyordu. Hamza ona: "Allah ve Rasûlüne sen misin meydan okuyan' dedi. Göz açtirmadan, bacaklarindan vurdu yere serdi. Sel sulari arkalarina eristigi sirada ayagi kayip düsünce mizragimi firlatip attim; bögründen vurdum."

Hz. Hamza'yi Sehid eden Vahsi daha sonra bir kenara çekilir. Hind üzerindeki takilarini çikarir Vahsi'ye verir. Hz. Hamza'nin yanina gelen Hind, onun burnunu, kulaklarini keser, cesedine iskence yapar, hatta cigerini bile çigneyerek parçalar.

Vahsi müslüman olusunu anlatirken: "Mekke'nin fethinden sonra Mekke'ye gelerek Rasûl-i Ekremi gördüm. Bana dedi ki: "Sen Vahsi misin?" Ben cevap verdim: "Evet" Hamza'yi sen mi öldürdün? buyurdular. "Öyle oldu" dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü buyururdular ki: "bana yüzünü göstermemen mümkün mü? Ben de çikip gittim. Rasûlullah'in vefatindan sonra yalanci peygamber Müseyleme ortaya çikti. Belki bu herifi öldürürüm de günahimi öderim, diye düsündüm. Müslûmanlarla birlikte Yemâme'ye gittim ve bildiginiz gibi Mûseyleme'yi öldürdüm (Sahihi Buharî, V, 36, 37).

Allah Rasûlünün Hz. Hamza'ya derin bir sevgisi vardi. Bu sevgiden dolayi elinde olmayarak "Vahsi"ye karsi olumsuz bir tutum içinde olmaktan da çekiniyordu. Bu sebeple de Vahsi'yi görmek istememisti.

Peygamberimiz, Hz. Hamza'nin sehit oldugunu ögrenince onun basi ucuna gelir ve dua eder. Hz. Hamza, kiz kardesi Safiyye'nin getirdigi bir hirka ile kefenlendi. Peygamberimiz, amcasi Hamzâ'nin cenaze namazini kildirdi. Hz. Hamza, Uhud'a defnedildi.

Hz. Peygamber'den iki veya dört yas büyük olan Hamza, öldürüldügünde elli yedi yasinda idi. Hz. Peygamber (s.a.s) öldürülen her sehid ile beraber Hamza'nin namazini tekrarlamis; o gün yetmis iki defa onun cenaze namazini kildirmistir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in ilk cenaze namazi kildigi sehidin de Hz. Hamza oldugu söylenmistir. Hz. Hamza'nin esi, çocuklari Medine'de olmadigi için sehâdetine aglanmamis bunu gören Hz. Peygamber "Hamza'nin niye aglayanlari yok" buyurmustur. Bunu duyan Ensâr önce Hamza için sonra kendi sehidleri için aglamaya basliyorlar. Tarihçi Vâkidî (V. 207/223) benim zamanima kadar bu adet devam etmekteydi diye naklediyor (Ibnü'l-Esir, Usdü'l-Gâbe, II, 51, 55).

Hz. Hamza, bir gün Peygamber Efendimize gelerek Cebraîl (a.s)'i asli yapisiyla görmek istedigini bildirdi. Peygamberimiz, Hz. Hamza'ya "O'nu görmeye dayanabilir misin?" diye sordu. Hz. Hamza, "Evet, dayanabilirim" diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz "otur, öyleyse" buyurdular. Cebrail (a.s.) müsriklerin Kâbe'yi tavaf edecekleri zaman elbiselerini üzerine koymakta olduklari kütüge indi. Peygamberimiz Hz. Hamza'ya "Kaldir gözünü, bak" dedi. Hz. Hamza'ya bakip, Cebrail'in zebercede yesil cevhere benzeyen ayaklarini görünce bayildi. Arkasinin üzerine düstü. Bu olayi Ibn Sa'd Tabakat'inda anlatmaktadir.

Hz. Hamza Peygamber (s.a.s)'den su hadisi rivâyet etmistir: "Su duayi hiç birakmayin; "Allahümme inni es'eluke bismike'l-a'zam ve ridvânike'lekber" (Ibn Esîr, Usdü'l-Gâbe, II, 55).

Bekir SAGLAM

Anasayfa