
Anasayfa

"Biz, Seni ( Habibim) alemlere ( baska bir sey için
degil ) ancak rahmet için gönderdik."
(El- enbiya - 107 .Ayet)
HZ. MUHAMMED (S.A.V.)'in HAYATI (571-632)

HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN PEYGAMBERLIK DEVRI
(610-632)
Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yasinda Peygamber oldu. 23
yillik Peygamberlik devresinin 13 yili Mekke'de, 10
yili Medine'de geçti. Bu itibârla Peygamberlik
devresinin:
a) Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yillik
süresine "Mekke Devri" (610- 622);
b) Hicretten vefâtina kadar olan 10 yillik süresine
de "Medine Devri" (622-632) denir.
BIRINCI BÖLÜM MEKKE DEVRI
I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)'IN PEYGAMBER OLUSU
1- HIRA'DA INZIVÂ
Eskiden beri Mekke'deki hanîf ve zâhitler, recep
ayinda inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekke'nin 3
mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) daginda bir
köseye çekilir, tefekküre dalardi. (49) 40 yaslarina
dogru Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kalbinde de bir
yalnizlik sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Daginda
bir magaraya çekilip, günlerce orada kaliyor,
Cenâb-i Hakk'in sonsuz kudret ve azametini düsünerek
O'na ibâdet ediyordu. Giderken azigini da
berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra
tekrar gidiyordu. Böylece Cenâb-i Hakk, O'nu büyük
vazifesine hazirliyordu. Zaman zaman "Sen Allah
elçisisin..." diye kulagina sesler geliyor, fakat
etrafta hiç bir sey göremiyordu.(50)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilâhi vahyin baslangici,
sâdik rüyâlar seklinde oldu. Gördügü her rüya,
oldugu gibi çikiyordu. (51) Bu hâl, alti ay kadar
devam etti.

2-ILK VAHY
610 yili Ramazan ayinin(52) Kadir Gecesinde,(53)
ridâsina bürünüp Hira'daki magarada düsünmeye dalmis
oldugu bir sirada, bir sesin kendisini ismi ile
çagirmakta oldugunu duydu. Basini kaldirip etrafina
bakti; kimseyi göremedi. Bu sirada her tarafi
ansizin bir nûr kaplamisti; dayanamayip bayildi.
Kendisine geldiginde karsisinda vahiy melegi
Cebrâil'i gördü. Melek O'na: -"Oku" Dedi. Hz.
Muhammed (s.a.s.):
-"Ben okuma bilmem", diye cevap verdi. Melek, Hz.
Muhammed (s.a.s.)'i kucaklayip güçsüz birakincaya
kadar sikdi.
-"Oku" diye emrini tekrarladi. Hz. Muhammed (s.a.s.)
yine:
-"Ben okuma bilmem..." cevâbini verdi. Melek emrini
tekrarlayip üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)'i
siktiktan sonra "el-Alak" Sûresi'nin ilk bes âyetini
okudu.
"Yaratan Rabb'inin adiyle oku. O, insani alak'tan
(asilanmis yumurtadan) yaratti. Oku, kalemle
(yazmayi) ögreten, insana bilmedigini belleten
Rabb'in sonsuz kerem sahibidir." (El-Alak Sûresi,
1-5).
Melegin arkasindan Hz. Peygamber (s.a.s.)'de bu
âyetleri tekrarladi. Heyecanla magaradan çikarak
evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir
sesin:
"Ya Muhammed. Sen Allah'in elçisisin, Ben de
Cibril'im" dedigini duydu. Basini kaldirdigi zaman,
Cebrâil'i gördü.(54) Korku içinde evine vardi. Esi
Hz. Hatice'ye:
"Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz" dedi. Bir müddet
dinlenip heyecâni geçtikten sonra gördüklerini Hz.
Hatice'ye anlatti, kendimden korkuyorum, dedi. Hz.
Hatice, O'nu su ölmez sözlerle teselli etti.
"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-i Hakk
hiç bir vakit seni utandirmaz. Çünkü sen , akrabani
gözetirsin. Isini görmekten âciz kimselerin
agirliklarini yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin
kazandiramayacagini kazandirirsin. Misâfiri
agirlarsin. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka
yardim edersin..." (55)
3- VARAKA'NIN SÖZERI
Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)'i
amcazâdesi Nevfel oglu Varaka'ya götürdü. Varaka
hanîflerdendi. Tevrât ve Incil'i okumus, Ibrânî
dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardi. Varaka
Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra:
-"Müjde sana yâ Muhammed, Allah'a yemin ederim ki
sen Hz. Isâ'nin haber verdigi son Peygambersin.
Gördügün melek, senden önce Cenâb-i Hakk'in Musâ'ya
göndermis oldugu Cibril'dir. Keski genç olsaydim da,
kavmin seni yurdundan çikaracagi günlerde sana
yardimci olabilseydim... Hiç bir Peygamber yoktur
ki, kavmi tarafindan düsmanliga ugramasin, eziyet
görmesin..." (56) dedi. Aradan çok geçmeden Varaka
öldü.
(49) Tarih-i Din-i Islâm, 2/60
(50) Ibn Hisâm, 1/250
(51) el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3 (Hadis
No:3); Ibn Hisâm, 1/249-250
(52) Bkz. el- Bakara Sûresi, 185
(53) Bkz. el- Kadr Sûresi, 1
(54) Ibn Hisâm, 1/253
(55) Bkz. el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3-10.
(Hadis No:3)
(56) Bkz. el-Buhârî, 1/3;Tecrid Tercemesi, 1/3-10.
(Hadis No:3)
II- NEBÎLIK VE RASÛLLUK
Süpheziz, seni biz, sâhit, müjdeleyici ve uyarici
olarak gönderdik". (Fetih Sûresi, 8)
Ilk vahiy'den sonra, kisa bir süre vahyin arkasi
kesildi.(57) Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hira'dan
dönerken, bir ses isitti. Basini kaldirip semâya
bakinca, kendisine daha önce Hira'daki magarada
gelen melegi gördü. Korku ve heyecân içinde evine
döndü.
"Hemen beni örtünüz, beni örtünüz." dedi. Bu esnada
Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini
getirdi.
"Ey örtüsüne bürünen (peygamber). Kalk, (insanlari)
azâb ile korkut. Rabb'inin adini yücelt (Namaz'da
tekbir getir.) Elbiseni temiz tut. Kötü seyleri
terket." (el-Müddessir Sûresi, 1-5). Ilk vahiy ile
Hz. Muhammed (s.a.s.) "Nebî" olmus, henüz
baskalarina "Hak Dini" teblig ile
görevlendirilmemisti. Bu ikinci vahiy ile "Risâlet"
verildi. Hak Dini teblig ile görevlendirildi. Ancak
açik dâvet emredilmedi.
1- ISLÂMDA ILK IBÂDET
Islâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kilinan
ibâdet, namazdir. Ikinci vahiy ile el-Müddessir
Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra,
Mekke'nin üst yaninda bir vâdide, Cibril (a.s.),
Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip ögretmek için abdest
almis, pesinden Cibril'den gördügü sekilde
Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almistir.
Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz
kildirmis ve namaz kilmayi ögretmistir.(58) Eve
dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayi ve namaz
kilmayi esi Hz. Hatice'ye ögretmis, o da abdest
almis ve ikisi birlikte cemâatle namaz kilmislardir.
2- ILK MÜSLÜMANLAR
"Iyilik islemekte önde olanlar, karsiliklarini
almakta da önde olanlardir." (Vâkia Sûresi, 10)
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk imân eden ve O'nunla
birlikte ilk defa namaz kilan kisi, esi Hz. Hatice
oldu. Daha sonra evlâtligi Hârise oglu Zeyd.(59) ve
amcasinin oglu Hz. Ali Müslüman oldular.
a ) Hz. Ali'nin Islâm'i Kabûl Etmesi
Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, 8 yasindan 25
yasina kadar evinde barindirmis O'nu öz
çocuklarindan daha çok sevmisti. Evliliginden sonra
Hz. Muhammed (s.a.s.), esi Hz. Hatice'nin evine
geçmis ve maddî bakimdan refâha kavusmustu. (60) Ebû
Tâlib'in âilesi ise pek kalabalikti. Peygamberimiz
(s.a.s.) amcasinin sikintisinin biraz azalmasi için
5 yasindan itibâren Ali'yi yanina almisti. Bu yüzden
Ali, Hz. Peygamber (s.a.s)'in yaninda kaliyordu.(61)
Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice'yi
namaz kilarken görünce, bunun ne oldugunu sordu.
Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanligi anlatti. O da
Müslümanligi kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on
yaslarinda bir çocuktu.
b) Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olmasi
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakin ve en samîmi dostu
olan Ebû Kuhâfe oglu Ebû Bekir, Kureys kabîlesi'nin
Teymogullari kolundandir. Baba ve anne tarafindan
soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile Mürre'de
birlesir.
Hz. Ebû Bekir'in Mekke'de Kureys arasinda büyük bir
itibâri vardi. Zengin ve dürüst bir tüccârdi.
Aralarindaki güven ve samîmiyet sebebiyle,
Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi disindakilerden ilk
olarak Hz. Ebû Bekir'i Islâm'a dâvet etti. Hz. Ebû
Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Esâsen,
câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamis, agzina
bir yudum içki koymamisti. Hz. Ebû Bekir'in Müslüman
olmasiyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir destege
kavustu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke'nin
önemli sahsiyetlerinden Affân oglu Osmân, Avf oglu
Abdurrahman, Ebû Vakkas oglu Sa'd, Avvâm oglu
Zübeyr, Ubeydullah oglu Talha da Müslümanligi kabûl
ettiler. Hz. Hatice'den sonra Müslüman olan bu 8
zata "Ilk Müslümanlar" (Sabikûn-i Islâm) denilir.
(57) Ilk vahiy ile ikinci vahiy arasinda geçen
"fetret-i vahy" süresinin ne kadar devâm ettigine
dâir rivâyetler 15 gün ile 3 yil arasinda
degismektedir. (Bkz. Tecrid Tercemesi, 1/11. Hadis
No: 4'ün açiklamasi) Olaylarin seyrine göre, 1-2
aydan daha çok olmamasi gerekir. 2-3 yil gibi uzun
süre oldugunu söyleyenler, "gizli dâvet" süresi ile
"fetret-i vahy"i ayiramamis olmalidirlar. (58) Ibn
Hisâm, 1/260-261; Tecrid Tercemesi, 2/231, (Hadis
No: 227'nin açiklamasi); Tâhir Olgun, Ibâdet Târihi,
28, Istanbul, 1946
(59) Zeyd, Kudâa kabilesindendi. Küçük yasta esir
edilmis, köle olarak satilmisti. Hz. Hatice,
evliliklerinden sonra O'nu Hz. Muhammed (s.a.s.)'e
hediye etti. Babasi Hârise, oglunu araya araya
nihâyet Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yaninda buldu. Hz.
Peygamber (s.a.s.) kendisini âzâd ederek babasi ile
gitmesine izin verdi. Fakat Zeyd, babasi ile
gitmedi; "babam da sensin, annem de..." diyerek, Hz.
Muhammed (s.a.s.)'den ayrilmadi. Hz. Muhammed
(s.a.s.)'de onu evlâd edindi. (Ibn Hisâm, 1/265),
Kur'an-i Kerîm'de açik olarak adi geçen sahâbî,
yalnizca Zeyd'dir. (el-Ahzâb Sûresi, 37)
Peygamberimiz (s.a.s.) onu Ümmü Eymen ile
evlendirmis, bu evlilikten meshûr komutan "Üsâme"
dogmustur. Zeyd, Hicretin 8'inci yilinda Mûte
Savasinda sehid olmustur. (Genis bilgi için bkz.
Tecrid Ter. 4/538 - 540, Hadis No: 644)
(60) Bkz. ed-Duhâ Sûresi, 8
(61) Abbas da ayni maksatla Câfer'i yanina almisti.
(Bkz. Ibn Hisâm, 1/263)
3- AÇIK DÂVETIN BASLAMASI (613-614 M)
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yil halki
gizlice Islâm'a dâvet etti. Yalnizca çok güvendigi
kimselere Islâm'i açikladi. (62) Basta Hz. Ebû Bekir
olmak üzere, Hak dini kabul etmis olanlar da, el
altindan güvendikleri arkadaslarini tesvik
ediyorlardi. Bu üç yil içinde Müslümanlarin sayisi
ancak 30'a çikabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini
evlerinde gizlice yapiyorlardi.
Peygamberligin dördüncü yilinda (614 M.) inen: "Sana
emrolunan seyi açikca ortaya koy, müsriklere
aldirma". (el-Hicr Sûresi, 94) anlamindaki âyet-i
celile ile Islâm'i açiktan teblig etmesi emrolundu.
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halki açiktan
Islâm'a dâvete basladi. Harem-i Serif'e gidip
kendisine inen âyetleri açiktan okuyordu:
"Ey insanlar süphesiz ben, göklerin ve yerin mülk
(ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden baska hiç bir
tanri olmayan, dirilten ve öldüren Allah'in sizin
hepinize gönderdigi Peygamberiyim. O halde Allah'a,
ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O'da Allah'a ve O'nun
sözlerine inanmistir,- imân edin, O'na uyun ki dogru
yolu bulmus olasiniz..." (el-A'raf Sûresi, 158)
diyerek onlari Islâm'a dâvet ediyordu.
Açik dâvetin baslamasindan sonra, halkla daha kolay
temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi
evinden, Safâ ile Merve arasinda islek bir yerde
bulunan "Erkam"in evine tasindi. Bir çok kimse bu
evde Islâm'la sereflendigi için bu eve "Dâr-i Islâm"
denildi.(64/1)
4- YAKIN AKRABASINI ISLÂM'A DÂVETI
"Önce en yakin akrabani (Allah'in azâbiyla) korkut"
(es Suarâ Sûresi, 214) anlamindaki âyet-i celîle
inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne
çikarak:
"Ey Abdülmuttalibogullari, Ey Fihrogullari, Ey
Abdimenâfogullari, Ey Zühreogullari..." diyerek
bütün akrabasina oymak oymak seslendi. Hepsi
toplandiktan sonra:
-"Ey Kureys cemâati, size "su dagin eteginde veya su
vâdide düsman süvârisi var. Üzerinize baskin yapacak
desem, bana inanir misiniz?" diye sordu. Hepsi bir
agizdan:
-"Evet, inaniriz, çünkü simdiye kadar senden hiç
yalan duymadik, sen yalan söylemezsin..." dediler. O
zaman Rasûlullah (s.a.s.):
-"O halde ben size, önümüzde siddetli bir azâb günü
bulundugunu, Alah'a inanip, O'na kulluk etmeyenlerin
bu büyüyk azâba ugrayacaklarini haber veriyorum...
Yemin ederim ki, Allah'tan baska ibâdete lâyik tanri
yoktur. Ben de Allah'in size ve bütün insanlara
gönderdigi Peygamberiyim...(Rasûl-i Ekrem her bir
oymaga ayri ayri hitâb ederek) Allah'tan kendinizi
ibâdet karsiliginda satin alarak, azâbindan
kurtariniz. Bu azâbtan kurtulmaniz için, ben Allah
tarafindan verilmis hiç bir nüfûza sâhip
degilim..."(64/2)
-"Ey Kureys Cemâati! Siz uykuya dalar gibi
öleceksiniz. Uykudan uyanir gibi dirileceksiniz.
Kabirden kalkip Allah divânina varinca, muhakkak
dünyadaki bütün yaptiklarinizdan hesâba
çekileceksiniz. Iyiliklerinizin mükâfâtini,
kötülüklerinizin de cezâsini göreceksiniz. "O
Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem'e
girmektir..." (65) diyerek sözlerini bitirdi.
Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir
muhâlefetle karsilanmadi. Yalnizca Ebû Leheb:
-"Helâk olasica, bizi bunun için mi çagirdin?"
sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlünü kirdi.
Bunun üzerine onun hakkinda:
"Ebû Leheb'in iki elleri kurusun,yok olsun. O'na ne
mali ne de kazandigi fayda verdi. Alevli bir atese
yaslanacaktir O. Boynunda bükülmüs bir ip oldugu
halde, karisi da odun hammali olarak." (Leheb
Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil
oldu.(66)
(62) Ibn Hisâm, 1/280
(63) Târih-i Din-i Islâm, 2/145; Bu esnâda
Müslümanlik çevrede de yavas yavas duyuluyor,
agizdan agiza yayiliyordu. "Muhammed (s.a.s.) yeni
bir din çikarmis.. Abdülmuttalib'in yetimine gökten
haberler geliyormus... diye alay edenler oluyordu.
(64/1) Târih-i Din-i Islâm, 2/151,
(64/2) Bkz. Riyâzü's-sâlihîn Tercemesi, 1/361,
(Hadis No: 327)
(65) el-Buhârî, 3/191 ve 4/161; Tecrid Tercemesi,
8/252-255 (Hadis No: 1170) ve 9/283-289;
Ibnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/60-61
(66) Ibnü'l-Esîr,a.g..e., 2/60-61; Târih-i Din-i
Islâm, 2/154
III- MEKKE MÜSRIKLERININ MÜSLÜMANLARA KARSI
DAVRANISLARI
Islâm'in Mekke'de yayilmaya baslamasi ile Mekke
halki iki kisma ayrildi. l) Müslümanlar, 2)
Müslümanligi kabûl etmeyen müsrikler.
Müsriklerin, Müslümanlara karsi davranislari,
sirasiyla bes safha geçirdi: Alay, hakaret, iskence,
iliskileri kesme (boykot), memleketten çikarma ve
öldürme (siddet politikasi).
1- ALAY VE HAKARET DÖNEMI
Kureysliler baslangiçta Hz. Muhammed (s.a.s)'in
Peygamberligini önemsememis göründüler. Imân
etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe,
Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dâvetine ses çikarmadilar.
Yalnizca, Rasûlullah (s.a.s.)'i gördüklerinde, "Iste
gökten kendisine haber geldigini iddia eden..."
diyerek eglendiler. Müslümanlari alaya alip
küçümsediler. Böylece "alay devri" baslamis oldu.
Kurân-i Kerîm, onlarin bu tutumlarini bize
bildirmektedir.
"Suçlular, süphesiz mü'minlere gülerlerdi.
Yanlarindan geçtiklerinde, birbirlerine göz kirpip,
kas isâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaslarina
döndüklerinde, eglenerek (nes'e içinde) dönerlerdi.
Mü'minleri gördüklerinde, "bunlar gerçekten sapik
kimseler" derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)
Putlarla ilgili, "Siz de; Allah'i birakip tapmakta
olduklariniz (putlar) da, hiç süphesiz Cehennem
odunusunuz..." (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamindaki
âyet-i kerîme inince, müsrikler son derece kizdilar.
Artik Müslümanlara düsman olup, hakaret ettiler.
Böylece, "hakaret devri" basladi.
Kureys'in puta tapicilikta yarari vardi. Mekke puta
tapicilarin merkezi durumundaydi. Kâbe ve
civârindaki putlari ziyâret için gelenlerle Mekke
hergün dolup tasiyor, bu yüzden Kureys, hem para,
hem itibâr kazaniyordu. Mekke'de Müslümanlik
yayilirsa bütün bu menfaatler elden gittigi gibi,
diger kabîleler Kureys'e düsman olabilirlerdi.
Üstelik Müslümanlik herkesi esit sayiyor, soy-sop,
asâlet, zenginlik-fâkirlik farki gözetmiyordu. Bu
yüzden Kureys ileri gelenleri Müslümanligi kendi
çikarlari için tehlikeli gördüler. Müslümanligin
yayilmasini önlemek ve ortadan kaldirmak için her
çâreye basvurdular.
2- ISKENCE DÖNEMI
a) Kureys'in Ebû Tâlib'e Basvurmasi:
Kureys'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Seybe
b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Mugira, Âs
b. Vâil ve Âs b. Hisâm'dan olusan bir hey'et
Hâsimogullarinin reisi Ebû Tâlib'e gelerek:
"Kardesinin oglu ilâhlarimiza hakaret ediyor,
dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapik
gösteriyor. Ya O bu isten vazgeçsin, yahut sen
himâyeden vazgeç de, biz hakkindan gelelim..."
dediler. Ebû Tâlib onlari tatlilikla savdi.(67) Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in eskisi gibi görevine devam
ettigini görünce yeniden Ebû Tâlib'e geldiler.
"Artik sabir ve tahammülümüz kalmadi. Ne olacaksa
olsun, iki taraftan biri yok olsun, digeri
kurtulsun..." diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun
nâzik oldugunu gördü. Bütün Kureys'e karsi
koyamazdi. Yegeni Hz. Muhammed (s.a.s.)'e durumu
anlatarak:
-"Bak oglum, akraba arasinda düsmanlik sokmak iyi
olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onlarin
putlarini asagilama, onlara sapik deme. Kendini de ,
beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme..."
dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artik amcasi da
kendisini koruyamiyacakti. Müslümanlar henüz sayica
az ve zayifti. Mübârek gözleri yaslarla dolarak:
-"Ey amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sag elime
Günes'i, sol elime de Ay'i koysalar, ben yine
görevimi birakmam..." diyerek ayrilmak üzere
yerinden kalkti.Yegeninin gücenmesine dayanamayan
Ebû Tâlib:
-"Ey kardesimin oglu, istedigini söyle, yemin ederim
ki, seni hiç bir zaman, hiç bir sey karsisinda
himâyesiz birakacak degilim." dedi.(68) Daha sonra
Ebû Tâlib, Hâsimogullarini toplayarak durumu anlatti
ve Kureys'e karsi âile serefi adina Hz. Peygamber
(s.a.s.)'in korunmasini istedi. Ebû Leheb'den baska
bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasin, bu
teklifi kabûl ettiler.(69)
b) Kureys'in Hz.Peygamber (s.a.s)'e Basvurmasi
Ebû Tâlib'e yaptiklari mürâcaatlardan bir sonuç
alamayinca Kureys ululari bizzât, Hz. Peygember
(s.a.s.)'e geldiler:
-"Yâ Muhammed! Sen soy ve seref yönünden hepimizden
üstünsün. Fakat Araplar arasinda, simdiye kadar hiç
kimsenin yapmadigini yaptin; aramiza ayrilik soktun,
bizi birbirimize düsürdün. Eger maksadin zengin
olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalim.
Reislik istersen, baskan seçelim. Evlenmek
düsünüyorsan, Kureys'in en asil ve en güzel
kadinlari ile evlendirelim. Eger cinlerin kötülügüne
kapilmissan, seni tedâvî ettirelim. Istedigin her
fedakârliga katlanalim. Bu davâ'dan vazgeç,
düzenimizi bozma..." dediler. Rasûlullah (s.a.s.):
-"Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni
Rabb'im size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi.
Cenâb-i Hakk'in emirlerini size teblig ediyorum.
Imân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz.
Inkâr ederseniz, Cenâb-i Hak aramizda hükmedinceye
kadar sabredip bekleyecegim. Putlara tapmaktan
vazgeçip, yalnizca Allah'a ibadet ediniz...." diye
cevâp verdi. (70) - "Bizim 360 tane putumuz Mekke'yi
idâre edemezken bir tek Allah dünyayi nasil idâre
eder..." diyerek gittiler.(71)
"O kâfirler, içlerinden bir uyaricinin (Peygamberin)
geldigine sastilar. 'Bu yalanci bir sihirbâzdir'
dediler. O (Peygamber) bütün ilâhlari tek bir Tanri
mi yapmis? Bu cidden sasilacak birsey... dediler".
(Sa'd Sûresi, 4-5).
c) Ilk Müslümanlarin Gördükleri Eza ve Cefalar
Müsrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptiklari
görüsmelerden netice alamayinca Müslümanlara ezâ ve
iskenceye basladilar.(72)
Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârli
bir âileye mensup olanlara pek ilisemiyorlardi.
Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle
ve câriyelere cihân târihinde esine rastlanmayan
vahset derecesinde iskenceler yapiyorlardi. Ebû
Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve
Sümeyye bunlardandi.
Safvân b. Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke,
efendisi tarafindan her gün ayagina ip baglanarak,
kizgin çakil ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.
Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin
üzerine yatirilmis; kömürler sönüp kararincaya
kadar, gögsüne bastirilarak kivrandirilmisti.
Ammâr'in babasi Yâsir, bacaklarindan iki ayri deveye
baglanip, develer ters yönlere sürülerek
parcalanmis, kocasinin bu sekilde vahsice
öldürülmesine dayanamayip müsriklere karsi söz
söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attigi bir ok
darbesiyle öldürülmüstü.(73)
Halef oglu Ümeyye, kölesi Habesli Bilâl'i hergün
çirilçiplak kizgin kumlar üzerine yatirir, gögsüne
kocaman bir tas koyarak günesin altinda saatlerce
birakir; Hz. Peygamber (s.a.s.)'e küfretmesi,
Müslümanligi terk etmesi için ezâ ederdi. Birgün,
ellerini ayaklarini simsiki baglayarak boynuna bir
ip geçirmis, sokak çocuklarinin eline vererek çiplak
vücûdunu kizgin kumlar üzerinde Mekke sokaklarinda
sürütmüstü. Sirti yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl,
bu durumda yari baygin halde bile "Ehad, Ehad"
(Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)
Anne ve babasi vahsice öldürülen Ammâr, gördügü
iskencelere dayanamamis, müsriklerin istedikleri
sözleri söylemisti. Ellerinden kurtulunca, aglayarak
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e durumu anlatmis, Rasûlullah
(s.a.s.)'de: "Sana tekrar eziyet ederlerse;
kurtulmak için yine öyle söyle" demisti."(75)
Hz. Ebû Bekir, müsrik sâhiplerinin iskencelerinden
kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi
büyük bedeller ödeyerek satin alip âzâd etmisti.
Rasûlullah (s.a.s.)'in müezzini Bilâl
bunlardandi.(76)
Hâsimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib'in
himayesinde oldugu için önceleri Rasûlullah
(s.a.s.)'in sahsina dokunamiyorlardi. Zamanla
"mecnûn, falci, sâir sihirbaz" gibi sözler söylemege
basladilar. En sonunda firsat buldukça O'na da
hakaret, iskence ve her türlü kötülügü yapmaktan
çekinmediler. Geçecegi yollara dikenler döküyorlar,
üzerine pis seyler atiyorlar, kapisina kan ve pislik
sürüyorlar, evinin önüne pislik atiyolardi. Bir defa
Harem-i Serifte namaz kilarken "Ukbe b. Ebî Muayt"
saldirip bogmak istemis, Hz. Ebû Bekir kurtarmisti
(77) Baska bir zaman, Kâbe'nin yaninda namaz
kilarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil'in tesvikiyle
yeni kesilmis bir devenin iç organlarini, secdeye
vardiginda üzerine atmis; kizi Fâtima yetisip
üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, basini
secdeden kaldirabilmisti.(78) Müsriklerin
kötülükleri giderek dayanilmaz bir duruma gelmis.
Müslümanlar Mekke'de barinamaz hâle gelmislerdi.
(67) Ibn Hisâm, 1/283-284; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/63
(68) Ibn Hisâm, 1/284; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/64;
Târih-i Din-i islâm, 2/156
(69) Ibn Hisâm, 1/287; Târih-i Din-i Islâm, 2/158
(70) Ibn Hîsâm, 1/315-316; Târih-i Din-i Islâm,
2/161
(71) Târih-i Din-i Islâm, 2/163
(72) Ibn Hisâm, 1/287
(73) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-i Saâdet, 1/254
(74) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-i Saâdet, 1/253
(75) "Kalbi imânla dolu oldugu halde, zor ve baski
altinda olan kimseler disinda, imândan sonra Allah'i
inkâr edip gönlünü küfre açan kimselere Allah
katindan bir gazap vardir. Büyük azâb da onlar
içindir." (en-Nahl Sûresi, 106) anlamindaki âyet-i
kerime o olaydan sonra indi.
(76) Ibnü'l-Esîr, 2/66-70; Zâdü'l-Meâd, 2/117;
Tecrid Tercemesi 6/ H.No 1017'nin izahi.
(77) el-Buharî, 4/240; Tecrid Tercemesi 10/45-48
(Hadis No : 1544); Ibnül Esîr, a.g.e. 2/279
(78) el-Buhârî, 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164
(Hadis No: 177) ve 2/377-378 (Hadis No: 314);
Rasûlüllah (s.a.s.) namazini bitirdikten sonra, üç
defa: "Allahim, Kureys'i Sana havale ediyorum"
buyurmus sonra da orada aralarinda gülüsüp istihza
etmekte olan Ebû Cehil, Utbe b. Rabia, Seybe, b.
Rabia, Velid b. Ukbe b. Ebî Muayt, Ümeyye b. Halef'i
isim isim sayarak, "Allahim, su güruhu sana havale
ediyorum" buyurmustur. Bunlarin hepsi de Bedir
Savasinda öldürülerek bir çukura atildilar. Tecrid
Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 10/47-48
3- HABESISTAN'A HICRET
"Zulme ugradiktan sonra, Allah yolunda hicret
edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde
yerlestiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür."
(en-Nahl Sûresi, 41)
a) Habesistan'a Ilk Hicret Edenler (615 M.)
Müsriklerin ezâlari dayanilmaz bir hal almisti.
Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardi. Bu
sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanlarin
Habesistan'a hicret etmelerine izin verdi.
Müslümanlar Habesistan'a iki defa hicret ettiler.
Ilk defa 12'si erkek, 4'ü kadin 16 kisi Mekke
Devri'nin (Peygamberligin) 5'inci yilinda (615 M.)
Recep ayinda Mekke'den gizlice ayrilarak Kizildeniz
kiyisinda birlestiler. Baslarinda bir reisleri
yoktu. Buradan kiraladiklari bir gemi ile
Habesistan'a geçtiler. Içlerinde, Hz. Osman, esi
Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve
Abdulllah b. Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da
vardi.(79)
b) Ikinci Habesistan Hicreti (616 M.)
Ilk hicret edenler Habesistan'da iken inen "en-Necm
Sûresi"ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Serifte
müsriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda "secde
âyeti" bulundugu için, Allah'a secde etti. Bu
sûrenin 19 ve 20'inci âyetlerinde müsriklerin
putlarindan "Lât, Uzza ve Menât'in" isimleri de
geçtiginden müsrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)'le
birlikte putlari için secde etmislerdi. Bu olay,
"Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye bir sâyianin
çikmasina sebep olmus, bu asilsiz sâyia tâ
Habesistan'da duyulmus, bu yüzden hicret eden
Müslümanlar da, Habesistan'da üç ay kaldiktan sonra
dönmüslerdi.(80) Müslümanlar, Habesistan'dan
döndüklerine pisman oldular. Çünkü müsrikler zulüm
ve iskencelerini daha da artirmislardi. Bu sebeple
Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yilinda (616 M.)
77'si erkek, 13'ü kadin olmak üzere 90 kisi 2'inci
defa Habesistan'a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette
kafile baskani Hz. Ali'nin agabeyi Câfer
Tayyar'di.(81)
c) Kureys Elçileri Ile Câfer Arasinda Geçen Münâzara
Müslümanlarin Habesistan'a hicreti, müsrikleri
endiselendirdi. Müslümanligin etrâfa yayilmasindan
korktular. Hicret eden Müslümanlarin kendilerine
teslim edilmesi için Habesistan Necâsi'si (82)
Ashame'ye kiymetli hediyelerle Amr b. Âs ile
Abdullah b. Ebî Rabia'yi elçi olarak
gönderdiler.(83) Necâsi Müslümanlarla Kureys
elçilerini huzurunda karsilastirdi. Müslümanlara:
-"Kureysliler elçi göndermisler, sizi geri
istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu. Müslümanlarin
reisi Câfer ayaga kalkarak:
-"Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onlarin kölesi
miyiz?"
Kureys delegeleri adina Âs oglu Amr (Amr b.Âs) cevâp
veriyordu:
-Hayir, hepsi hürdür.
-Onlara borcumuz mu var?
-Hayir, hiç birinde alacagimiz yok.
-Kisas edilmemiz için, onlardan öldürdügümüz kimse
var mi?
-Öyle bir istegimiz yok.
-O halde bizden ne istiyorlar?
Amr cevap verdi:
-"Bunlar atalarimizin dininden çiktilar,
ilâhlarimiza hakaret ettiler, gençlerin inançlarini
bozdular, aramiza ayrilik soktular."
Bu iddialara karsi Câfer:
-"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Tastan,
agaçtan yaptigimiz putlara tapiyorduk. Kiz
çocuklarimizi diri diri tapraga gömüyor, ölmüs
hayvanlarin leslerini yiyorduk. Içki, kumar, fuhus
ve hertürlü ahlâksizligi yapiyorduk. Hak hukuk
tanimiyorduk. Kuvvetliler zayiflari eziyor,
zenginler fakirlerin sirtindan geçiniyordu.
Cenâb-i Hakk bizim hidâyetimizi diledi. Içimizden
soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlügü
hakkinda kimsenin kötü söz edemeyecegi bir Peygamber
gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardi.
Tek, Allah'i tanitti. Yalniz O'na kulluga çagirdi.
Bütün ahlâksizliklardan uzaklastirdi. Dogru
söylemegi, emâneti gözetmeyi, akrabalik haklarina
riâyeti, komsularla hos geçinmeyi ögretti. Yalan
söylemegi, yetim mali yemegi, haksizlik etmegi
yasakladi.
Biz O'na inandik. O'nun gösterdigi Hak Dini kabûl
ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve iskencelerine
ugradik. Fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle
gelince onlardan kaçip, sizin himâyenize
sigindik..." dedi. Kur'ân-i Kerim'den âyetler
okuyarak herkesi heyacâna getirip aglatti.(84) Hz.
Isâ ve Meryem'le ilgili olarak:
"Meryem çocugu alip kavmine getirdi. Onlar: Meryem,
utanilacak bir sey yaptin. Ey Harûn'un kizkardesi,
baban kötü bir kimse degildi, annen de iffetsiz
degildi... dediler. Meryem çocugu gösterdi: Biz
besikteki çocukla nasil konusabiliriz... dediler.
Çocuk: Ben süphesiz Allah'in kuluyum, bana kitap
verdi ve beni Peygamber yapti. Nerede olursam
olayim, beni mübârek kildi. Yasadigim müddetçe namaz
kilmami, zekât vermemi ve anneme iyi davranmami
emretti, beni bedbaht bir zorba kilmadi. Dogdugum
günde, ölecegim günde ve dirilecegim günde bana
selâm olsun.. dedi". Iste hakkinda süpheye
düstükleri Meryem oglu Isâ gerçek söze göre budur."
(Meryem Sûresi, 27, 34) Bu âyetleri dinleyen Habes
hükümdari:
-"Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz. Isây'a
gelen sözlerle ayni kaynaktan," dedi ve Kureys
elçilerinin teklifini reddetti.(85)
Ertesi gün, Amr Necâsi'nin huzuruna çikarak:
-"Onlar Hz. Isâ hakkinda yakisiksiz sözler
söylüyorlar", diyerek hükümdari tahrik etmek istedi.
Çünkü Habes Necâsisi Ashame Hiristiyandi.
Bu idiaya karsi Câfer:
-"Biz, Hz. Isâ hakkinda Cenâb-i Hak Kur'ân'da ne
bildirmisse ancak onu söyleriz" dedi ve sonra su
anlamdaki âyeti okudu.
"Meryem oglu Isâ Mesih, Allah'in Peygamberi,
Meryem'e ulastirdigi kelimesidir. O, Allah
tarafindan bir rûhdur..." (en-Nisâ Sûresi, 171)
Bunun üzerine Necâsi yerden bir çöp alip göstererek:
"-Hz. Isâ'nin dedikleri ile sizin söyledikleriniz
arasinda su çöp kadar bile fark yok. Sizi ve
Peygamberinizi tebrik ederim. Sehâdet ederim ki, O
zât, hak Peygamberdir. O'nu Hz Isâ müjdelemisti..."
dedi. Sonra, Kureys elçilerine:
"-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana
lâzim degil," diyerek getirdikleri hediyeleri geri
verdi.(86)
Habesistan'da Müslümanlar güven içinde kaldilar.
Bunlardan bir kismi, Müslümanlar Medine'ye hicret
edince Medine'ye gittiler (622 M.). Bir kismi
Hudeybiye barisina kadar orada kaldilar. (628 M.)
Câfer'in baskanliginda son 16 kisilik kafile ise
Hayber'in fethi esnâsinda Medine'ye döndü. (628 M.)
(79) Ibn Hisâm, 2/344-353; Ibnü'l-Esir, a.g.e.,
2/76-77; Zâdü'l-Meâd, 2/117
(80) Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/77; Ibn Hisâm, 2/3;
Zâdü'l-Meâd, 2/118
(81) Ibnü'l-Esîr, a.g.e, 2/78.
(82) "Necâsi", Habes hükümdârlarinin ünvanidir.
(83) Ibn Hisâm, 1/356-357; Ibnü'l-Esîr, 2/79;
Zâdü'l-Meâd, 2/121
(84) Ibn Hisâm, 1/359-360; Ibnü'l-Esîr, a.g.e.,
2/79-81; Târih-i Din-i Islâm, 2/216-218
(85) Ibn Hisâm, 1/360; Târih-i Din-i Islâm, 2/221
(86) Ibn Hisâm, 1/361-362; Ibnü'l-Esîr, 2/81
DEVAM -4- HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER'IN MÜSLÜMAN OLMALARI
Devam icin sag oka tikla
