Anasayfa




"Biz, Seni ( Habibim) alemlere ( baska bir sey için degil ) ancak rahmet için gönderdik."
(El- enbiya - 107 .Ayet)


HZ. MUHAMMED (S.A.V.)'in HAYATI (571-632)



HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'IN PEYGAMBERLIK DEVRI (610-632)

Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yasinda Peygamber oldu. 23 yillik Peygamberlik devresinin 13 yili Mekke'de, 10 yili Medine'de geçti. Bu itibârla Peygamberlik devresinin:

a) Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yillik süresine "Mekke Devri" (610- 622);

b) Hicretten vefâtina kadar olan 10 yillik süresine de "Medine Devri" (622-632) denir.


BIRINCI BÖLÜM MEKKE DEVRI

I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)'IN PEYGAMBER OLUSU

1- HIRA'DA INZIVÂ


Eskiden beri Mekke'deki hanîf ve zâhitler, recep ayinda inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekke'nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) daginda bir köseye çekilir, tefekküre dalardi. (49) 40 yaslarina dogru Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kalbinde de bir yalnizlik sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Daginda bir magaraya çekilip, günlerce orada kaliyor, Cenâb-i Hakk'in sonsuz kudret ve azametini düsünerek O'na ibâdet ediyordu. Giderken azigini da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu. Böylece Cenâb-i Hakk, O'nu büyük vazifesine hazirliyordu. Zaman zaman "Sen Allah elçisisin..." diye kulagina sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir sey göremiyordu.(50)

Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilâhi vahyin baslangici, sâdik rüyâlar seklinde oldu. Gördügü her rüya, oldugu gibi çikiyordu. (51) Bu hâl, alti ay kadar devam etti.



2-ILK VAHY

610 yili Ramazan ayinin(52) Kadir Gecesinde,(53) ridâsina bürünüp Hira'daki magarada düsünmeye dalmis oldugu bir sirada, bir sesin kendisini ismi ile çagirmakta oldugunu duydu. Basini kaldirip etrafina bakti; kimseyi göremedi. Bu sirada her tarafi ansizin bir nûr kaplamisti; dayanamayip bayildi. Kendisine geldiginde karsisinda vahiy melegi Cebrâil'i gördü. Melek O'na: -"Oku" Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):

-"Ben okuma bilmem", diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i kucaklayip güçsüz birakincaya kadar sikdi.

-"Oku" diye emrini tekrarladi. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:

-"Ben okuma bilmem..." cevâbini verdi. Melek emrini tekrarlayip üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)'i siktiktan sonra "el-Alak" Sûresi'nin ilk bes âyetini okudu.

"Yaratan Rabb'inin adiyle oku. O, insani alak'tan (asilanmis yumurtadan) yaratti. Oku, kalemle (yazmayi) ögreten, insana bilmedigini belleten Rabb'in sonsuz kerem sahibidir." (El-Alak Sûresi, 1-5).

Melegin arkasindan Hz. Peygamber (s.a.s.)'de bu âyetleri tekrarladi. Heyecanla magaradan çikarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:

"Ya Muhammed. Sen Allah'in elçisisin, Ben de Cibril'im" dedigini duydu. Basini kaldirdigi zaman, Cebrâil'i gördü.(54) Korku içinde evine vardi. Esi Hz. Hatice'ye:

"Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz" dedi. Bir müddet dinlenip heyecâni geçtikten sonra gördüklerini Hz. Hatice'ye anlatti, kendimden korkuyorum, dedi. Hz. Hatice, O'nu su ölmez sözlerle teselli etti.

"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-i Hakk hiç bir vakit seni utandirmaz. Çünkü sen , akrabani gözetirsin. Isini görmekten âciz kimselerin agirliklarini yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandiramayacagini kazandirirsin. Misâfiri agirlarsin. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardim edersin..." (55)



3- VARAKA'NIN SÖZERI

Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)'i amcazâdesi Nevfel oglu Varaka'ya götürdü. Varaka hanîflerdendi. Tevrât ve Incil'i okumus, Ibrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardi. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra:

-"Müjde sana yâ Muhammed, Allah'a yemin ederim ki sen Hz. Isâ'nin haber verdigi son Peygambersin. Gördügün melek, senden önce Cenâb-i Hakk'in Musâ'ya göndermis oldugu Cibril'dir. Keski genç olsaydim da, kavmin seni yurdundan çikaracagi günlerde sana yardimci olabilseydim... Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafindan düsmanliga ugramasin, eziyet görmesin..." (56) dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü.

 



(49) Tarih-i Din-i Islâm, 2/60
(50) Ibn Hisâm, 1/250
(51) el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3 (Hadis No:3); Ibn Hisâm, 1/249-250
(52) Bkz. el- Bakara Sûresi, 185
(53) Bkz. el- Kadr Sûresi, 1
(54) Ibn Hisâm, 1/253
(55) Bkz. el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3-10. (Hadis No:3)
(56) Bkz. el-Buhârî, 1/3;Tecrid Tercemesi, 1/3-10. (Hadis No:3)
 




II- NEBÎLIK VE RASÛLLUK

Süpheziz, seni biz, sâhit, müjdeleyici ve uyarici olarak gönderdik". (Fetih Sûresi, 8)

Ilk vahiy'den sonra, kisa bir süre vahyin arkasi kesildi.(57) Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hira'dan dönerken, bir ses isitti. Basini kaldirip semâya bakinca, kendisine daha önce Hira'daki magarada gelen melegi gördü. Korku ve heyecân içinde evine döndü.

"Hemen beni örtünüz, beni örtünüz." dedi. Bu esnada Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini getirdi.

"Ey örtüsüne bürünen (peygamber). Kalk, (insanlari) azâb ile korkut. Rabb'inin adini yücelt (Namaz'da tekbir getir.) Elbiseni temiz tut. Kötü seyleri terket." (el-Müddessir Sûresi, 1-5). Ilk vahiy ile Hz. Muhammed (s.a.s.) "Nebî" olmus, henüz baskalarina "Hak Dini" teblig ile görevlendirilmemisti. Bu ikinci vahiy ile "Risâlet" verildi. Hak Dini teblig ile görevlendirildi. Ancak açik dâvet emredilmedi.


1- ISLÂMDA ILK IBÂDET

Islâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kilinan ibâdet, namazdir. Ikinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yaninda bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip ögretmek için abdest almis, pesinden Cibril'den gördügü sekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almistir.

Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kildirmis ve namaz kilmayi ögretmistir.(58) Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayi ve namaz kilmayi esi Hz. Hatice'ye ögretmis, o da abdest almis ve ikisi birlikte cemâatle namaz kilmislardir.



2- ILK MÜSLÜMANLAR

"Iyilik islemekte önde olanlar, karsiliklarini almakta da önde olanlardir." (Vâkia Sûresi, 10)

Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk imân eden ve O'nunla birlikte ilk defa namaz kilan kisi, esi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtligi Hârise oglu Zeyd.(59) ve amcasinin oglu Hz. Ali Müslüman oldular.

a ) Hz. Ali'nin Islâm'i Kabûl Etmesi

Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, 8 yasindan 25 yasina kadar evinde barindirmis O'nu öz çocuklarindan daha çok sevmisti. Evliliginden sonra Hz. Muhammed (s.a.s.), esi Hz. Hatice'nin evine geçmis ve maddî bakimdan refâha kavusmustu. (60) Ebû Tâlib'in âilesi ise pek kalabalikti. Peygamberimiz (s.a.s.) amcasinin sikintisinin biraz azalmasi için 5 yasindan itibâren Ali'yi yanina almisti. Bu yüzden Ali, Hz. Peygamber (s.a.s)'in yaninda kaliyordu.(61) Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice'yi namaz kilarken görünce, bunun ne oldugunu sordu. Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanligi anlatti. O da Müslümanligi kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on yaslarinda bir çocuktu.

b) Hz. Ebû Bekir'in Müslüman Olmasi

Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yakin ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oglu Ebû Bekir, Kureys kabîlesi'nin Teymogullari kolundandir. Baba ve anne tarafindan soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile Mürre'de birlesir.

Hz. Ebû Bekir'in Mekke'de Kureys arasinda büyük bir itibâri vardi. Zengin ve dürüst bir tüccârdi. Aralarindaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi disindakilerden ilk olarak Hz. Ebû Bekir'i Islâm'a dâvet etti. Hz. Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Esâsen, câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamis, agzina bir yudum içki koymamisti. Hz. Ebû Bekir'in Müslüman olmasiyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir destege kavustu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke'nin önemli sahsiyetlerinden Affân oglu Osmân, Avf oglu Abdurrahman, Ebû Vakkas oglu Sa'd, Avvâm oglu Zübeyr, Ubeydullah oglu Talha da Müslümanligi kabûl ettiler. Hz. Hatice'den sonra Müslüman olan bu 8 zata "Ilk Müslümanlar" (Sabikûn-i Islâm) denilir.

 

(57) Ilk vahiy ile ikinci vahiy arasinda geçen "fetret-i vahy" süresinin ne kadar devâm ettigine dâir rivâyetler 15 gün ile 3 yil arasinda degismektedir. (Bkz. Tecrid Tercemesi, 1/11. Hadis No: 4'ün açiklamasi) Olaylarin seyrine göre, 1-2 aydan daha çok olmamasi gerekir. 2-3 yil gibi uzun süre oldugunu söyleyenler, "gizli dâvet" süresi ile "fetret-i vahy"i ayiramamis olmalidirlar. (58) Ibn Hisâm, 1/260-261; Tecrid Tercemesi, 2/231, (Hadis No: 227'nin açiklamasi); Tâhir Olgun, Ibâdet Târihi, 28, Istanbul, 1946

(59) Zeyd, Kudâa kabilesindendi. Küçük yasta esir edilmis, köle olarak satilmisti. Hz. Hatice, evliliklerinden sonra O'nu Hz. Muhammed (s.a.s.)'e hediye etti. Babasi Hârise, oglunu araya araya nihâyet Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yaninda buldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisini âzâd ederek babasi ile gitmesine izin verdi. Fakat Zeyd, babasi ile gitmedi; "babam da sensin, annem de..." diyerek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'den ayrilmadi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de onu evlâd edindi. (Ibn Hisâm, 1/265), Kur'an-i Kerîm'de açik olarak adi geçen sahâbî, yalnizca Zeyd'dir. (el-Ahzâb Sûresi, 37) Peygamberimiz (s.a.s.) onu Ümmü Eymen ile evlendirmis, bu evlilikten meshûr komutan "Üsâme" dogmustur. Zeyd, Hicretin 8'inci yilinda Mûte Savasinda sehid olmustur. (Genis bilgi için bkz. Tecrid Ter. 4/538 - 540, Hadis No: 644)
(60) Bkz. ed-Duhâ Sûresi, 8
(61) Abbas da ayni maksatla Câfer'i yanina almisti. (Bkz. Ibn Hisâm, 1/263)
 




3- AÇIK DÂVETIN BASLAMASI (613-614 M)

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yil halki gizlice Islâm'a dâvet etti. Yalnizca çok güvendigi kimselere Islâm'i açikladi. (62) Basta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmis olanlar da, el altindan güvendikleri arkadaslarini tesvik ediyorlardi. Bu üç yil içinde Müslümanlarin sayisi ancak 30'a çikabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapiyorlardi.

Peygamberligin dördüncü yilinda (614 M.) inen: "Sana emrolunan seyi açikca ortaya koy, müsriklere aldirma". (el-Hicr Sûresi, 94) anlamindaki âyet-i celile ile Islâm'i açiktan teblig etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halki açiktan Islâm'a dâvete basladi. Harem-i Serif'e gidip kendisine inen âyetleri açiktan okuyordu:

"Ey insanlar süphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden baska hiç bir tanri olmayan, dirilten ve öldüren Allah'in sizin hepinize gönderdigi Peygamberiyim. O halde Allah'a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O'da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmistir,- imân edin, O'na uyun ki dogru yolu bulmus olasiniz..." (el-A'raf Sûresi, 158) diyerek onlari Islâm'a dâvet ediyordu.

Açik dâvetin baslamasindan sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasinda islek bir yerde bulunan "Erkam"in evine tasindi. Bir çok kimse bu evde Islâm'la sereflendigi için bu eve "Dâr-i Islâm" denildi.(64/1)


4- YAKIN AKRABASINI ISLÂM'A DÂVETI

"Önce en yakin akrabani (Allah'in azâbiyla) korkut" (es Suarâ Sûresi, 214) anlamindaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne çikarak:

"Ey Abdülmuttalibogullari, Ey Fihrogullari, Ey Abdimenâfogullari, Ey Zühreogullari..." diyerek bütün akrabasina oymak oymak seslendi. Hepsi toplandiktan sonra:

-"Ey Kureys cemâati, size "su dagin eteginde veya su vâdide düsman süvârisi var. Üzerinize baskin yapacak desem, bana inanir misiniz?" diye sordu. Hepsi bir agizdan:

-"Evet, inaniriz, çünkü simdiye kadar senden hiç yalan duymadik, sen yalan söylemezsin..." dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):

-"O halde ben size, önümüzde siddetli bir azâb günü bulundugunu, Alah'a inanip, O'na kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba ugrayacaklarini haber veriyorum... Yemin ederim ki, Allah'tan baska ibâdete lâyik tanri yoktur. Ben de Allah'in size ve bütün insanlara gönderdigi Peygamberiyim...(Rasûl-i Ekrem her bir oymaga ayri ayri hitâb ederek) Allah'tan kendinizi ibâdet karsiliginda satin alarak, azâbindan kurtariniz. Bu azâbtan kurtulmaniz için, ben Allah tarafindan verilmis hiç bir nüfûza sâhip degilim..."(64/2)

-"Ey Kureys Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanir gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkip Allah divânina varinca, muhakkak dünyadaki bütün yaptiklarinizdan hesâba çekileceksiniz. Iyiliklerinizin mükâfâtini, kötülüklerinizin de cezâsini göreceksiniz. "O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem'e girmektir..." (65) diyerek sözlerini bitirdi. Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karsilanmadi. Yalnizca Ebû Leheb: -"Helâk olasica, bizi bunun için mi çagirdin?" sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlünü kirdi. Bunun üzerine onun hakkinda:

"Ebû Leheb'in iki elleri kurusun,yok olsun. O'na ne mali ne de kazandigi fayda verdi. Alevli bir atese yaslanacaktir O. Boynunda bükülmüs bir ip oldugu halde, karisi da odun hammali olarak." (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.(66)

 

(62) Ibn Hisâm, 1/280
(63) Târih-i Din-i Islâm, 2/145; Bu esnâda Müslümanlik çevrede de yavas yavas duyuluyor, agizdan agiza yayiliyordu. "Muhammed (s.a.s.) yeni bir din çikarmis.. Abdülmuttalib'in yetimine gökten haberler geliyormus... diye alay edenler oluyordu.

(64/1) Târih-i Din-i Islâm, 2/151,
(64/2) Bkz. Riyâzü's-sâlihîn Tercemesi, 1/361, (Hadis No: 327)
(65) el-Buhârî, 3/191 ve 4/161; Tecrid Tercemesi, 8/252-255 (Hadis No: 1170) ve 9/283-289; Ibnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/60-61
(66) Ibnü'l-Esîr,a.g..e., 2/60-61; Târih-i Din-i Islâm, 2/154

 



III- MEKKE MÜSRIKLERININ MÜSLÜMANLARA KARSI DAVRANISLARI

Islâm'in Mekke'de yayilmaya baslamasi ile Mekke halki iki kisma ayrildi. l) Müslümanlar, 2) Müslümanligi kabûl etmeyen müsrikler.

Müsriklerin, Müslümanlara karsi davranislari, sirasiyla bes safha geçirdi: Alay, hakaret, iskence, iliskileri kesme (boykot), memleketten çikarma ve öldürme (siddet politikasi).


1- ALAY VE HAKARET DÖNEMI

Kureysliler baslangiçta Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberligini önemsememis göründüler. Imân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dâvetine ses çikarmadilar. Yalnizca, Rasûlullah (s.a.s.)'i gördüklerinde, "Iste gökten kendisine haber geldigini iddia eden..." diyerek eglendiler. Müslümanlari alaya alip küçümsediler. Böylece "alay devri" baslamis oldu.

Kurân-i Kerîm, onlarin bu tutumlarini bize bildirmektedir.

"Suçlular, süphesiz mü'minlere gülerlerdi. Yanlarindan geçtiklerinde, birbirlerine göz kirpip, kas isâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaslarina döndüklerinde, eglenerek (nes'e içinde) dönerlerdi. Mü'minleri gördüklerinde, "bunlar gerçekten sapik kimseler" derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)

Putlarla ilgili, "Siz de; Allah'i birakip tapmakta olduklariniz (putlar) da, hiç süphesiz Cehennem odunusunuz..." (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamindaki âyet-i kerîme inince, müsrikler son derece kizdilar. Artik Müslümanlara düsman olup, hakaret ettiler. Böylece, "hakaret devri" basladi.

Kureys'in puta tapicilikta yarari vardi. Mekke puta tapicilarin merkezi durumundaydi. Kâbe ve civârindaki putlari ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup tasiyor, bu yüzden Kureys, hem para, hem itibâr kazaniyordu. Mekke'de Müslümanlik yayilirsa bütün bu menfaatler elden gittigi gibi, diger kabîleler Kureys'e düsman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlik herkesi esit sayiyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farki gözetmiyordu. Bu yüzden Kureys ileri gelenleri Müslümanligi kendi çikarlari için tehlikeli gördüler. Müslümanligin yayilmasini önlemek ve ortadan kaldirmak için her çâreye basvurdular.



2- ISKENCE DÖNEMI

a) Kureys'in Ebû Tâlib'e Basvurmasi:

Kureys'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Seybe b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Mugira, Âs b. Vâil ve Âs b. Hisâm'dan olusan bir hey'et Hâsimogullarinin reisi Ebû Tâlib'e gelerek:

"Kardesinin oglu ilâhlarimiza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapik gösteriyor. Ya O bu isten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkindan gelelim..." dediler. Ebû Tâlib onlari tatlilikla savdi.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in eskisi gibi görevine devam ettigini görünce yeniden Ebû Tâlib'e geldiler.

"Artik sabir ve tahammülümüz kalmadi. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, digeri kurtulsun..." diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik oldugunu gördü. Bütün Kureys'e karsi koyamazdi. Yegeni Hz. Muhammed (s.a.s.)'e durumu anlatarak:

-"Bak oglum, akraba arasinda düsmanlik sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onlarin putlarini asagilama, onlara sapik deme. Kendini de , beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme..." dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artik amcasi da kendisini koruyamiyacakti. Müslümanlar henüz sayica az ve zayifti. Mübârek gözleri yaslarla dolarak:

-"Ey amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sag elime Günes'i, sol elime de Ay'i koysalar, ben yine görevimi birakmam..." diyerek ayrilmak üzere yerinden kalkti.Yegeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:

-"Ey kardesimin oglu, istedigini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir sey karsisinda himâyesiz birakacak degilim." dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib, Hâsimogullarini toplayarak durumu anlatti ve Kureys'e karsi âile serefi adina Hz. Peygamber (s.a.s.)'in korunmasini istedi. Ebû Leheb'den baska bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasin, bu teklifi kabûl ettiler.(69)

b) Kureys'in Hz.Peygamber (s.a.s)'e Basvurmasi

Ebû Tâlib'e yaptiklari mürâcaatlardan bir sonuç alamayinca Kureys ululari bizzât, Hz. Peygember (s.a.s.)'e geldiler:

-"Yâ Muhammed! Sen soy ve seref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasinda, simdiye kadar hiç kimsenin yapmadigini yaptin; aramiza ayrilik soktun, bizi birbirimize düsürdün. Eger maksadin zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalim. Reislik istersen, baskan seçelim. Evlenmek düsünüyorsan, Kureys'in en asil ve en güzel kadinlari ile evlendirelim. Eger cinlerin kötülügüne kapilmissan, seni tedâvî ettirelim. Istedigin her fedakârliga katlanalim. Bu davâ'dan vazgeç, düzenimizi bozma..." dediler. Rasûlullah (s.a.s.):

-"Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabb'im size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi. Cenâb-i Hakk'in emirlerini size teblig ediyorum. Imân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. Inkâr ederseniz, Cenâb-i Hak aramizda hükmedinceye kadar sabredip bekleyecegim. Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnizca Allah'a ibadet ediniz...." diye cevâp verdi. (70) - "Bizim 360 tane putumuz Mekke'yi idâre edemezken bir tek Allah dünyayi nasil idâre eder..." diyerek gittiler.(71)

"O kâfirler, içlerinden bir uyaricinin (Peygamberin) geldigine sastilar. 'Bu yalanci bir sihirbâzdir' dediler. O (Peygamber) bütün ilâhlari tek bir Tanri mi yapmis? Bu cidden sasilacak birsey... dediler". (Sa'd Sûresi, 4-5).

c) Ilk Müslümanlarin Gördükleri Eza ve Cefalar



Müsrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptiklari görüsmelerden netice alamayinca Müslümanlara ezâ ve iskenceye basladilar.(72)

Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârli bir âileye mensup olanlara pek ilisemiyorlardi. Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere cihân târihinde esine rastlanmayan vahset derecesinde iskenceler yapiyorlardi. Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye bunlardandi.

Safvân b. Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafindan her gün ayagina ip baglanarak, kizgin çakil ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.

Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatirilmis; kömürler sönüp kararincaya kadar, gögsüne bastirilarak kivrandirilmisti.

Ammâr'in babasi Yâsir, bacaklarindan iki ayri deveye baglanip, develer ters yönlere sürülerek parcalanmis, kocasinin bu sekilde vahsice öldürülmesine dayanamayip müsriklere karsi söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attigi bir ok darbesiyle öldürülmüstü.(73)

Halef oglu Ümeyye, kölesi Habesli Bilâl'i hergün çirilçiplak kizgin kumlar üzerine yatirir, gögsüne kocaman bir tas koyarak günesin altinda saatlerce birakir; Hz. Peygamber (s.a.s.)'e küfretmesi, Müslümanligi terk etmesi için ezâ ederdi. Birgün, ellerini ayaklarini simsiki baglayarak boynuna bir ip geçirmis, sokak çocuklarinin eline vererek çiplak vücûdunu kizgin kumlar üzerinde Mekke sokaklarinda sürütmüstü. Sirti yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda yari baygin halde bile "Ehad, Ehad" (Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)

Anne ve babasi vahsice öldürülen Ammâr, gördügü iskencelere dayanamamis, müsriklerin istedikleri sözleri söylemisti. Ellerinden kurtulunca, aglayarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'e durumu anlatmis, Rasûlullah (s.a.s.)'de: "Sana tekrar eziyet ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle" demisti."(75)

Hz. Ebû Bekir, müsrik sâhiplerinin iskencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satin alip âzâd etmisti. Rasûlullah (s.a.s.)'in müezzini Bilâl bunlardandi.(76)

Hâsimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib'in himayesinde oldugu için önceleri Rasûlullah (s.a.s.)'in sahsina dokunamiyorlardi. Zamanla "mecnûn, falci, sâir sihirbaz" gibi sözler söylemege basladilar. En sonunda firsat buldukça O'na da hakaret, iskence ve her türlü kötülügü yapmaktan çekinmediler. Geçecegi yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis seyler atiyorlar, kapisina kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atiyolardi. Bir defa Harem-i Serifte namaz kilarken "Ukbe b. Ebî Muayt" saldirip bogmak istemis, Hz. Ebû Bekir kurtarmisti (77) Baska bir zaman, Kâbe'nin yaninda namaz kilarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil'in tesvikiyle yeni kesilmis bir devenin iç organlarini, secdeye vardiginda üzerine atmis; kizi Fâtima yetisip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, basini secdeden kaldirabilmisti.(78) Müsriklerin kötülükleri giderek dayanilmaz bir duruma gelmis. Müslümanlar Mekke'de barinamaz hâle gelmislerdi.

 

(67) Ibn Hisâm, 1/283-284; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/63
(68) Ibn Hisâm, 1/284; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/64; Târih-i Din-i islâm, 2/156
(69) Ibn Hisâm, 1/287; Târih-i Din-i Islâm, 2/158
(70) Ibn Hîsâm, 1/315-316; Târih-i Din-i Islâm, 2/161
(71) Târih-i Din-i Islâm, 2/163
(72) Ibn Hisâm, 1/287
(73) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-i Saâdet, 1/254
(74) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-i Saâdet, 1/253

(75) "Kalbi imânla dolu oldugu halde, zor ve baski altinda olan kimseler disinda, imândan sonra Allah'i inkâr edip gönlünü küfre açan kimselere Allah katindan bir gazap vardir. Büyük azâb da onlar içindir." (en-Nahl Sûresi, 106) anlamindaki âyet-i kerime o olaydan sonra indi.

(76) Ibnü'l-Esîr, 2/66-70; Zâdü'l-Meâd, 2/117; Tecrid Tercemesi 6/ H.No 1017'nin izahi.

(77) el-Buharî, 4/240; Tecrid Tercemesi 10/45-48 (Hadis No : 1544); Ibnül Esîr, a.g.e. 2/279

(78) el-Buhârî, 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/377-378 (Hadis No: 314);

Rasûlüllah (s.a.s.) namazini bitirdikten sonra, üç defa: "Allahim, Kureys'i Sana havale ediyorum" buyurmus sonra da orada aralarinda gülüsüp istihza etmekte olan Ebû Cehil, Utbe b. Rabia, Seybe, b. Rabia, Velid b. Ukbe b. Ebî Muayt, Ümeyye b. Halef'i isim isim sayarak, "Allahim, su güruhu sana havale ediyorum" buyurmustur. Bunlarin hepsi de Bedir Savasinda öldürülerek bir çukura atildilar. Tecrid Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 10/47-48

 



3- HABESISTAN'A HICRET

"Zulme ugradiktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerlestiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür." (en-Nahl Sûresi, 41)

a) Habesistan'a Ilk Hicret Edenler (615 M.)

Müsriklerin ezâlari dayanilmaz bir hal almisti. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardi. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanlarin Habesistan'a hicret etmelerine izin verdi. Müslümanlar Habesistan'a iki defa hicret ettiler. Ilk defa 12'si erkek, 4'ü kadin 16 kisi Mekke Devri'nin (Peygamberligin) 5'inci yilinda (615 M.) Recep ayinda Mekke'den gizlice ayrilarak Kizildeniz kiyisinda birlestiler. Baslarinda bir reisleri yoktu. Buradan kiraladiklari bir gemi ile Habesistan'a geçtiler. Içlerinde, Hz. Osman, esi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da vardi.(79)

b) Ikinci Habesistan Hicreti (616 M.)

Ilk hicret edenler Habesistan'da iken inen "en-Necm Sûresi"ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Serifte müsriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda "secde âyeti" bulundugu için, Allah'a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20'inci âyetlerinde müsriklerin putlarindan "Lât, Uzza ve Menât'in" isimleri de geçtiginden müsrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)'le birlikte putlari için secde etmislerdi. Bu olay, "Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye bir sâyianin çikmasina sebep olmus, bu asilsiz sâyia tâ Habesistan'da duyulmus, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habesistan'da üç ay kaldiktan sonra dönmüslerdi.(80) Müslümanlar, Habesistan'dan döndüklerine pisman oldular. Çünkü müsrikler zulüm ve iskencelerini daha da artirmislardi. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yilinda (616 M.) 77'si erkek, 13'ü kadin olmak üzere 90 kisi 2'inci defa Habesistan'a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile baskani Hz. Ali'nin agabeyi Câfer Tayyar'di.(81)

c) Kureys Elçileri Ile Câfer Arasinda Geçen Münâzara

Müslümanlarin Habesistan'a hicreti, müsrikleri endiselendirdi. Müslümanligin etrâfa yayilmasindan korktular. Hicret eden Müslümanlarin kendilerine teslim edilmesi için Habesistan Necâsi'si (82) Ashame'ye kiymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabia'yi elçi olarak gönderdiler.(83) Necâsi Müslümanlarla Kureys elçilerini huzurunda karsilastirdi. Müslümanlara: -"Kureysliler elçi göndermisler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu. Müslümanlarin reisi Câfer ayaga kalkarak:

-"Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onlarin kölesi miyiz?"

Kureys delegeleri adina Âs oglu Amr (Amr b.Âs) cevâp veriyordu:

-Hayir, hepsi hürdür.

-Onlara borcumuz mu var?

-Hayir, hiç birinde alacagimiz yok.

-Kisas edilmemiz için, onlardan öldürdügümüz kimse var mi?

-Öyle bir istegimiz yok.

-O halde bizden ne istiyorlar?

Amr cevap verdi:

-"Bunlar atalarimizin dininden çiktilar, ilâhlarimiza hakaret ettiler, gençlerin inançlarini bozdular, aramiza ayrilik soktular."

Bu iddialara karsi Câfer:

-"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Tastan, agaçtan yaptigimiz putlara tapiyorduk. Kiz çocuklarimizi diri diri tapraga gömüyor, ölmüs hayvanlarin leslerini yiyorduk. Içki, kumar, fuhus ve hertürlü ahlâksizligi yapiyorduk. Hak hukuk tanimiyorduk. Kuvvetliler zayiflari eziyor, zenginler fakirlerin sirtindan geçiniyordu.

Cenâb-i Hakk bizim hidâyetimizi diledi. Içimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlügü hakkinda kimsenin kötü söz edemeyecegi bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardi. Tek, Allah'i tanitti. Yalniz O'na kulluga çagirdi. Bütün ahlâksizliklardan uzaklastirdi. Dogru söylemegi, emâneti gözetmeyi, akrabalik haklarina riâyeti, komsularla hos geçinmeyi ögretti. Yalan söylemegi, yetim mali yemegi, haksizlik etmegi yasakladi.

Biz O'na inandik. O'nun gösterdigi Hak Dini kabûl ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve iskencelerine ugradik. Fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçip, sizin himâyenize sigindik..." dedi. Kur'ân-i Kerim'den âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip aglatti.(84) Hz. Isâ ve Meryem'le ilgili olarak:

"Meryem çocugu alip kavmine getirdi. Onlar: Meryem, utanilacak bir sey yaptin. Ey Harûn'un kizkardesi, baban kötü bir kimse degildi, annen de iffetsiz degildi... dediler. Meryem çocugu gösterdi: Biz besikteki çocukla nasil konusabiliriz... dediler. Çocuk: Ben süphesiz Allah'in kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yapti. Nerede olursam olayim, beni mübârek kildi. Yasadigim müddetçe namaz kilmami, zekât vermemi ve anneme iyi davranmami emretti, beni bedbaht bir zorba kilmadi. Dogdugum günde, ölecegim günde ve dirilecegim günde bana selâm olsun.. dedi". Iste hakkinda süpheye düstükleri Meryem oglu Isâ gerçek söze göre budur." (Meryem Sûresi, 27, 34) Bu âyetleri dinleyen Habes hükümdari:

-"Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz. Isây'a gelen sözlerle ayni kaynaktan," dedi ve Kureys elçilerinin teklifini reddetti.(85)

Ertesi gün, Amr Necâsi'nin huzuruna çikarak:

-"Onlar Hz. Isâ hakkinda yakisiksiz sözler söylüyorlar", diyerek hükümdari tahrik etmek istedi. Çünkü Habes Necâsisi Ashame Hiristiyandi.

Bu idiaya karsi Câfer:

-"Biz, Hz. Isâ hakkinda Cenâb-i Hak Kur'ân'da ne bildirmisse ancak onu söyleriz" dedi ve sonra su anlamdaki âyeti okudu.

"Meryem oglu Isâ Mesih, Allah'in Peygamberi, Meryem'e ulastirdigi kelimesidir. O, Allah tarafindan bir rûhdur..." (en-Nisâ Sûresi, 171)

Bunun üzerine Necâsi yerden bir çöp alip göstererek:

"-Hz. Isâ'nin dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasinda su çöp kadar bile fark yok. Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim. Sehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir. O'nu Hz Isâ müjdelemisti..." dedi. Sonra, Kureys elçilerine:

"-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzim degil," diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi.(86)

Habesistan'da Müslümanlar güven içinde kaldilar. Bunlardan bir kismi, Müslümanlar Medine'ye hicret edince Medine'ye gittiler (622 M.). Bir kismi Hudeybiye barisina kadar orada kaldilar. (628 M.) Câfer'in baskanliginda son 16 kisilik kafile ise Hayber'in fethi esnâsinda Medine'ye döndü. (628 M.)

 

(79) Ibn Hisâm, 2/344-353; Ibnü'l-Esir, a.g.e., 2/76-77; Zâdü'l-Meâd, 2/117
(80) Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/77; Ibn Hisâm, 2/3; Zâdü'l-Meâd, 2/118
(81) Ibnü'l-Esîr, a.g.e, 2/78.
(82) "Necâsi", Habes hükümdârlarinin ünvanidir.
(83) Ibn Hisâm, 1/356-357; Ibnü'l-Esîr, 2/79; Zâdü'l-Meâd, 2/121
(84) Ibn Hisâm, 1/359-360; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/79-81; Târih-i Din-i Islâm, 2/216-218
(85) Ibn Hisâm, 1/360; Târih-i Din-i Islâm, 2/221
(86) Ibn Hisâm, 1/361-362; Ibnü'l-Esîr, 2/81
 



 
DEVAM -4- HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER'IN MÜSLÜMAN OLMALARI

Devam icin sag oka tikla

HZ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) in HAYATI HZ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) in HAYATI