Anasayfa




"Biz, Seni ( Habibim) alemlere ( baska bir sey için degil ) ancak rahmet için gönderdik."
(El- enbiya - 107 .Ayet)


HZ. MUHAMMED (S.A.V.)'in HAYATI (571-632)



4- HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER'IN MÜSLÜMAN OLMALARI

a) Hz. Hamza'nin Müslüman Olmasi

Hamza, Peygamberimizin amcalarindandir. Süveybe'den O da emdigi için, Rasûlullah (s.a.s.) ile süt kardestir. Mekke Devri'nin 6'inci (616 M.) yilinda Müslüman olmustur.

Peygamberimiz bir gün "Safâ" tepesinde otururken yanindan Ebû Cehil geçti. Rasûlullah (s.a.s.)'e çirkin sözlerle hakarette bulundu. Peygamberimiz hiç bir karsilik vermedi.

Hamza o gün ava gitmisti. Dönüsünde, bir câriye, olayi Hamza'ya anlatti. Hamza henüz Müslüman olmamisti. Yegenine hakaret edilmesine dayanamadi, silahini çikarmadan, derhal Kureysin toplanti yerine gitti. "Kardesimin ogluna hakaret eden sen misin?" diyerek yayi ile Ebû Cehil'in kafasina vurup yaraladi. Ebû Cehil, "Hamza Müslüman oluverir" korkusu ile ses çikarmadi. (87) Ebû Cehil'den, Peygamberimize yaptigi hakaretin öcünü alan Hamza, Rasûlullah (s.a.s.)'e giderek O'nu teselli etmek istedi. Rasûlullah (s.a.s.)'in ancak imân etmesi ile memnûn olacagini söylemesi üzerine, sehâdet getirip Müslüman oldu.(88)

Hz. Hamza son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakinmaz bir kisiydi. Kendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu. Bu ikisinin Müslüman olmalariyla, Müslümanlar büyük destek buldular. b) Hz. Ömer'in Müslüman Olmasi

Hz. Hamza'nin Islâm'i kabûlü, Müslümanlari sevindirmis fakat müsrikleri telaslandirmisti. Kureys ileri gelenleri "Dârü'n-Nedve" de toplandilar. "Bunlar gittikce çogalip kuvvetleniyorlar, çabuk çâresine bakmazsak, ileride önünü alamayacagimiz tehlikeler dogar... Buna kesin çâre bulmalayiz" dediler. Çesitli teklifler ortaya atildi. Ebû Cehil:

"-Muhammed (s.a.s.)'i öldürmekten baska çikar yol yok. Bu isi yapana su kadar deve ve altin verelim," deyince Ömer ayaga kalkti:

"-Bu isi ancak Hattâb oglu yapar"? dedi. Ömer alkislar arasinda yola çikti. Silahlarini kusanip giderken yolda Abdullah oglu Nuaym'e rastladi. Nuaym:

"-Nereye böyle ya Ömer"? diye sordu. Ömer:

"-Araplar arasina ayrilik sokan Muhammed'in vücûdunu ortadan kaldirmaga"... diye cevâp verdi. "-Ya Ömer, sen çok zor bir ise kalkismissin. Müslümanlar Muhammed (s.a.s.)'in etrafinda pervane gibi dönüyor, seni O'na yaklastirmazlar. Yapabildigini kabûl etsek, Hâsimogullari seni yasatmazlar"... dedi. Ömer bu sözlere kizdi.

"-Yoksa sen de mi onlardansin"? diye çikisti. Nuaym:

"-Sen benden önce kendi yakinlarina bak. Enisten Saîd ile kiz kardesin Fâtima Müslüman oldular," dedi.

Ömer buna hiç ihtimâl vermedi. Fakat içine düsen süpheyi gidermek için, yolunu degistirip dogru enistesi Saîd b. Zeyd'in evine vardi. Bu esnâda içeride Kur'ân-i Kerîm okunuyordu. Ömer, kapi önünde okunanlari isitti. Kapiyi kirarcasina vurdu.

Içerdekiler Ömer'i görünce telaslandilar. Ömer'in Islâm'a olan düsmanligini biliyorlardi. Hemen Kur'ân sahifesini sakladilar ve kapiyi açtilar. Ömer:

-"Nedir o okudugunuz sey"? diye bagirdi. Enistesi:

-"Bir sey yok", diye cevap verdi. Ömer:

-"Isittiklerim dogruymus" diyerek, hiddetle enistesinin üzerine atildi. Araya giren kiz kardesinin, bir tokatla yüzünü kan içinde birakti. Cani yanan kizkardesi Fâtima:

-"Ya Ömer, Allah'tan kork. Ben ve esim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz. Öldürsen de dinimizden dönmeyiz"... dedi ve sehâdet getirdi. Yüzü kan içindeki kiz kardesinin bu hâli ve sözleri Ömer'i sarsti, kalbinde bir yumusama basladi, âdeta yaptiklarina pismandi. Oldugu yere oturdu:

-"Hele su okudugunuz seyi getirin, göreyim", dedi. Kiz kardesi Kur'ân-i Kerîm sahifesini O'na verdi. Bu sahife "Tâ Hâ" veya "Hadîd" Sûresinin ilk âyetleriydi. Ömer büyük bir ilgi ile sahifeyi okumaya basladi.

"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'i tesbîh ederler. Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O'dur. Göklerin ve yerin hükümranligi O'nundur, hem diriltir, hem öldürür. O her seye hakkiyla kâdirdir. O her seyden öncedir. Kendisinden sonra hiç bir seyin kalmayacagi Son'dur, varligi asikârdir, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her seyi bilir"... (el- Hadîd Sûresi, 1-3)

Ömer bu âyetleri okuduktan sonra derin bir düsünceye daldi. Allah Kelâmi'nin yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine islemisti. "Göklerde ve yerde olan seyler hepsi Allah'in, bizim putlarimizin bir seyi yok...," diye düsündü. "Beni Rasûlullah (s.a.s.)'in yanina götürün" dedi O esnada Hz. Peygamber (s.a.s.) Safâ semtinde Erkâm'in evindeydi.

Ömer'in silahli olarak geldigini gören Müslümanlar telaslandilar. Yalnizca, Hz. Hamza: -Iyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde gelecegi varsa, görecegi de var, telâsa gerek yok... dedi. Sagindan ve solundan iki kisi tutarak Rasûlullah (s.a.s.)'in huzuruna götürdüler. Ömer, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in önünde diz çökerek sehâdet getirdi. Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler. Safâ tepesinde yükselen "Allâhü Ekber" sadâsi ile Mekke ufuklarini çinlattilar.(89)

Ömer:

-"Kaç kisiyiz"? diye sordu.

-"Seninle 40 olduk," dediler. Ömer:

-"O halde ne duruyoruz"? Hemen çikalim, Harem-i Serîf'e gidelim, dedi. Bütün Müslümanlar toplu halde Kâbe'ye gittiler.

Kureys, Dâru'n-Nedve'de sonucu merak içinde beklemekteydi. Müslümanlarin toplu halde Harem-i Serîf'e ilerledigini görünce:

-"Iste Ömer, hepsini önüne katmis getiriyor... " dediler.

Ömer Kureyslileri görünce:

-"Beni bilen bilsin, bilmeyen ögrensin, Ben Hattab oglu Ömer'im. Iste Müslüman oldum..." dedi ve sehâdet getirdi. Kureysliler saskina döndüler. Her biri bir tarafa savustu.

Müslümanlar ilk defa Harem-i Serîfte saf olup topluca namaz kildilar.(90)

Hamza ve Ömer'in Müslüman olmalariyla, Islâm'in yayilmasi hiz kazandi. Daha önce 6 yilda sayilari ancak 40 kisiye ulasabilmisken bir yil sonra Müslümanlarin sayisi 300'ü geçmis, bunlardan 90 kisi Habesistan'a hicret etmisti.

 



(87) Ibn Hisâm, 311-312; Ibnü'l-Esîr, 2/83
(88) Târih-i Dini Islâm, 2/228
(89) Ibn Hisâm, 1/366-371; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/84-87
(90) Târih-i Din-i Islâm, 2/238-239

 




5- MÜSRIKLERIN BOYKOT ILÂNI

a) Müslümanlarin Muhâsaraya Alinmasi (616 M.)

Mekke müsrikleri, Islâm nûrunun sönmesi için , ellerinden gelen her seyi yaptilar. Alay, hakaret ve iskencenin her çesidini denediler. Bütün bunlar Islâm'in yayilmasina, Müslümanlarin sayilarinin günden güne artmasina engel olamiyordu.

Mekke Devri'nin 7'nci yili (616 M.) Muharrem ayinda Kureys ileri gelenlerinden 40 kisi Ebû Cehil'in baskanliginda toplandilar. Hâsim ogullariyla alis-veris yapmamaga, kiz alip-vermemege, görüsüp bulusmamaga, ekonomik ve sosyal her türlü iliskiyi kesmege karar verdiler. Bu karari bir ahidnâme seklinde yazip mühürlediler ve bir beze sararak Kâbe'nin içine astilar. Böylece Müslümanlari canlarindan bezdirip Hz. Peygamberin kendilerine teslim edilecegini umdular. Karara aykiri hiç bir sey yapmayacaklarina dâir yemin ederek karar hükümlerini müsâmahasiz uygulamaga basladilar.(91)

Bu karardan sonra, surada-burada daginik halde olan bütün Müslümanlar Ebû Tâlib mahallesi'nde Hâsimî'lerle birlestiler. Ebû Leheb, Hâsimî'lerden oldugu halde, müsriklerle beraber oldu ve mahalleden çikti. Ebû Tâlib, Müslüman olmadigi halde, Müslümanlarin basina geçti. Hz. Peygamber de üç yildan beri ikamet etmekte oldugu Erkâm'in evinden, Ebû Tâlib Mahallesine tasindi. Müslümanlar burada üç yil (616-619 M.) abluka altinda kaldilar.


b) Acikli Günler

Müslümanlar abluka altinda kaldiklari bu üç yil içinde çok sikinti çektiler. Yeteri kadar erzâk temin edemedikleri için, açliktan agaç yapraklarini yediler. Bazi küçük çocuklar, gidasizliktan öldü. Ebû Cehil gece-gündüz Ebû Tâlib Mahallesi'ne girip çikanlari kontrol ediyor, mahalleye gizlice yiyecek maddesi sokulmasina imkân vermiyordu. Hamza ve Ömer gibi cesûr olanlarin disinda kimse çarsiya çikip alis-veris yapamiyordu. Sa'd Ibn Ebî Vakkas, bir defa buldugu bir deri parçasini islatmis, ateste kavurarak yemisti. Kadinlarin ve çocuklarin açliktan feryatlari mahalle disindan duyuluyordu. Müslümanlar yillik yiyecek ve diger ihtiyâçlarini ancak "eshür-i hurum" denilen kan dökülmesi yasak dört ayda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) temin etmege çalisiyorlardi. Peygamber Efendimiz de dâvet ve teblig vazifesini, özellikle Mekke'ye disaridan gelenlere ancak bu aylarda yapabiliyordu. Müslümanlar üç yil süren bu boykot esnâsinda dayanilmaz sikintilara katlandilar. Fakat Kureys bundan da hiç bir netice alamadi.


c) Boykot Anlasmasi'nin Yirtilmasi

Müslümanlarin bu acikli durumu müsriklerden bazi insafli kimseleri de rahatsiz etmege basladi. Hisâm b. Amr, Züheyr b. Ebî Ümeyye, Mut'im b. Adiy, Ebu'l-Bahterî, Zem'a b. Esved ve Adiy b. Kays bu karari bozmak üzere anlastilar.(92) Kureys'in toplu bulundugu bir anda Harem-i Serîf'e gittiler. Içlerinden Züheyr:

-"Ey Kureys toplulugu, su yaptigimiz sey, insanliga yakismaz. Biz her imkândan yararlanirken, bizim kabilemizin bir kolu olan Hâsimogullarinin aç birikilmasi insâfla bagdasmaz. Bu kararin bozulmasi gerekir... Yemin ederim ki bu zâlim ahidnâme yirtilmadikça buradan ayrilmiyacagim." diye söze basladi. Ebû Cehil, Züheyr'i susturmak istediyse de, digerleri de onu destekledikleri için muvaffak olamadi.(93)

Esâsen Kâbe' ye astiklari bu ahidnâmenin agaç kurtlari tarafindan yendigini Hz. Peygamber (s.a.s.) haber vermisti. Bir kösede oturmakta olan Ebû Tâlib de:

-"Gidin, bakin. Eger yegenimin sözü dogru çikmazsa ben her istediginize râziyim. Ama dogru ise sizin de bu zulme son vermeniz gerekir." demis, bu haber bütün Mekke'de yayilmisti. Gerçekten, ahidnâmeyi yirtmak için ellerine aldiklarinda, bütün yazilarin kurtlar tarafindan yenilmis oldugunu gördüler.(94) Müslümanlar Mekke Devri'nin 10'uncu yilinda böylece bu korkunç boykottan kurtulmus oldular.

 

(91) el-Buhârî, 2/158; Tecrid Tercemesi, 6/132 (Hadis No: 786); Ibnü'l-Esîr, 2/87; Târih-i Din-i Islâm, 2/243-246; Ibn Kayyim, Zâdü'l-Meâd, 2/122
(92) Ibn Hisâm, 2/14-17; Ibnü'l-Esîr, 2/ 88; Târih-i Din-i Islâm, 2/200-252
(93) Ibn Hisâm, 2/15-16; Ibnü'l-Esîr, 2/89.
(94) Ibn Hisâm, 2/16; Ibnü'l-Esîr, 2/89-90; Zâdü'l-Meâd, 2/123; Tecrid Tercemesi, 6/133

 


IV- HÜZÜN YILI (Nübüvvet'in 10.Yili) 1- IKI BÜYÜK ACI;
EBÛ TÂLIB VE Hz. HATICE'NIN VEFATLARI


Müslümanlar ablukadan kurtulduklari için sevindiler. Çektikleri sikintilari unutmaga basladilar. Fakat sevinçleri uzun sürmedi. Boykotun kalkmasindan 8 ay kadar sonra, iki büyük aci ile karsilastilar. Mekke Devri'nin 10'uncu yili Sevvâl ayinda önce Ebû Tâlib, üç gün sonra da Hz. Hatice vefât etti.(95/1)

Ebû Tâlib, Müslüman olmamisti.(95/2) Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.)'e son derece bagliydi. O'nu çok seviyor, bu yüzden her fedâkârliga katlanarak, müsriklerden gelecek kötülüklere karsi O'nu koruyordu. Ölürken bile, Hâsimogullarina, "O'na bagli kalmalarini, ugrunda her fedâkârligi yapmalarini, sözünden çikmamalarini" vasiyyet etmisti.

Hz. Hatice O'nun gam ortagi, sefkatli bir hayat arkadasiydi. En sikintili anlarinda O'nu teselli ediyor, bütün varligi ile O'na destek oluyordu.

En büyük destegi olan, sevdigi iki insani pespese kaybettigi için Rasûlullah (s.a.s.) çok üzüldü. Bu sebeple Mekke Devri'nin 10'uncu yilina "Senetü'l-huzn" (Hüzün yili ) denildi.

Müsrikler, Ebû Tâlib'in sagliginda, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sahsina pek ilisemiyorlardi. O'nun ölümünden sonra, Rasûlullah (s.a.s.)'in sahsina da her türlü kötülügü yapmaga basladilar. Bir defa, Kâbe'de namaz kilarken, Ebû Cehil'in tesvîki ile Ebû Muayt oglu Ukbe, yeni kesilmis bir devenin barsaklarini getirip, secdede iken üzerine koymus, Rasûlullah (s.a.s.) basini secdeden kaldiramamisti. Kizi Fâtima yetiserek, üzerini temizlemis, Rasûlullah (s.a.s.) namazini bitirdikten sonra etrâfinda gülüsen müsrikleri isâret ederek üç defa:

-"Allah'im Kureysten su zümreyi sana havâle ediyorum" dedikten sonra:

"Ebû Cehil'i, Ebû Muayt oglu Ukbe'yi, Haccâc oglu Su'be'yi, Rabîa'nin ogullari Utbe ve Seybe'yi, Halef'in ogullari Übeyy ve Ümeyye'yi, sana havâle ediyorum." diye isimlerini birer birer saymisti. Rasûlullah (s.a.s.)'in isimlerini saydigi bu azili müsriklerin hepsi de Bedir Savasi'nda katledilip, lesleri Bedir'deki "Kalîb" denilen kuyuya atilmistir.(96)



2- TÂIF YOLCULUGU (620 M.)

a) Hz. Peygamber'in Tâif'te Karsilanisi Kureys'in zulümleri artik katlanilamaz bir duruma gelmisti. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke Devri'nin 10'uncu yili (620 M.) Sevvâl ayinda, yanina evlâtligi Hârise oglu Zeyd'i de alarak Tâif'e gitti. Tâiflileri "Hak Din"e dâvet edecekti.

Tâif'te Sakiyf Kabîlesi vardi, onlar da putperestti. Rasûlullah (s.a.s.) 10 gün kadar, onlara Islâm'i anlatmaga çalisti, ileri gelenleri ile görüstü. Hiç biri Müslüman olmadigi gibi, "Senden baska Peygamberlik gelecek kimse kalmadi mi?" diye alay ettiler "Memleketimizden çik da nereye gidersen git.." diye Allah sevgilisini kovup hakaret ettiler. Tâif'ten ayrilirken de çoluk çocugu ve ayak takimi düsük tabîatli kisileri yolun iki tarafina siralayip taslattilar.

Rasûlullah (s.a.s.)'in ayaklari, atilan taslarla yara-bere içinde kaldi, ayakkabilari kanla doldu. Ayaklarindaki yaralarin verdigi acidan yürüyemez hâle gelip oturmak istedikçe, zorla kaldirip yarali ayaklarini taslamaga devâm ediyorlar, bu yürekler parçalayan acikli hâline gülüp egleniyorlardi. Vucûdunu atilan taslara siper eden evlâtligi Zeyd, bir kaç yerinden yaralandi. Rasûlullah (s.a.s.) hayâti boyunca karsilastigi sikintilardan en büyügünü o gün yasamisti. Nihâyet Rabîa'nin ogullari Utbe ve Seybe'nin yol üstündeki bagina siginarak ayak takiminin tâkiplerinden kurtulabildi. Burada bir çardagin gölgesinde, ellerini kaldirip su hazîn duâyi yapti:

-"Ilâhi, kuvvetimin za'fa ugradigini, çâresizligimi, halkin gözünde hor ve hakîr görüldügümü ancak sana arzederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayif görüp de dalina bindigi bîçârelerin Rabbi sensin, Ilâhî, huysuz ve yüzsüz bir düsmanin eline beni düsürmeyecek, hatta hayâtimin dizginlerini eline verdigim akrabamdan bir dosta bile birakmayacak kadar bana merhametlisin.

Yâ Rabb, eger bana karsi gazabli degilsen, çektigim belâ ve sikintilara hiç aldirmam, fakat senin esirgeyiciligin bunlari da göstermeyecek kadar genistir.

Yâ Rabb gazabina ugramaktan, rizandan mahrûm kalmaktan, senin karanliklari aydinlatan, din ve dünya islerini dengeleyen yüzünün nûruna siginirim. Râzi oluncaya kadar iste affini diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir..." (97)

Görüldügü üzere yapilan bunca ezâ ve cefâya ragmen bedduâ etmemis, hatta yolda Mekke'ye iki konak mesâfede "Karn" denilen yerde kendisine Cebrâil gelerek:

-"Ey Allah'in Rasûlü, Allah kavminin sana söylediklerini isitti, yaptiklarini gördü, sana su Daglar Melegi'ni gönderdi. Kavmin hakkinda ne dilersen, bu melege emredebilirsin..." dedi. Daglar emrine verilmis olan melek de kendisini selâmladiktan sonra:

-"Ya Muhammed, emrine hazirim. (Ebû Kubeys ile Kayakan denilen) su iki yalçin dagin Mekkeliler üzerine devrilip, birbirine kavusarak müsrikleri tamâmen ezmelerini istersen emret..." dedi. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):

-"Hayir, onlarin ezilip yok olmalarini degil, Rabbimin bu müsriklerin sulbünden, O'na hiç bir seyi ortak kilmayan ve yalniz Allah'a ibâdet eden bir nesil meydana getirmesini istiyorum..." demistir.(98)

Rabîa'nin ogullari, Peygamber Efendimizin acikli hâlini gördüler. Hiristiyan köle Addâs ile O'na bir salkim üzüm gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) "Bismillah..." diyerek üzümü yemege baslayinca, Addâs hayretle:

-"Bu bölge halki böyle söz söylemezler, onlar Allah adini anmazlar", dedi. Hz. Peygamber ona nereli oldugunu sordu. Addâs:

-"Ninovaliyim, Hiristiyanim", diye cevâp verdi. Rasûlullah(s.a.s.):

-"Demek kardesim Yunus Peygamberin memleketindensin".... dedi. Addâs:

-Sen Yûnus'u nerden biliyorsun? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):

-Yûnus benim kardesim, O'da benim gibi Peygamberdi, dedi. Daha sonra Rasûl-i Ekrem Addâs'a Islâmiyeti anlatti. Addâs da orada Müslüman oldu.(99)

Hz. Muhammed (s.a.s.) en zor ve en sikintili anlarinda bile Peygamberlik görevini ihmâl etmiyordu.


b) Mekke'ye Dönüs

Rasûl-i Ekrem'in himâyesiz Mekke'ye girmesi imkânsizdi. Esasen, hayâti tehlikede oldugu için Mekke'den Tâif'e gitmisti. Bu sebeple dönüste, Hira (Nûr) Dagina çikarak, Kureysin hatiri sayilir büyüklerinden Adiyy oglu Mut'im'e haber gönderdi. O'nun himâyesinde gece vakti Mekke'ye girdi. Kâbe'yi tavâf edip Hârem-i Serif'de iki rek'at namaz kildiktan sonra evine döndü. Arap âdetlerine göre, bir kimse himâyesine aldigi kisiyi korumaga mecburdu. Bu sebeple, Mut'im ve çocuklari silahlanip Kâbe'nin dört bir tarafini tuttular. Peygamber Efendimizin Mekke'ye girip serbestçe tavâf etmesini ve evine gitmesini sagladilar.(100) (620 M.)

Mut'im, Bedir savasinda müsrik olarak öldü. Peygamber Efendimiz, Mut'im'in bu iyiligini unutmamis, Bedir esirlerinin kurtarilmasi için Medine'ye gelen oglu Cübeyr b. Mut'im'e: - "Eger senin o ihtiyar baban, sag olsaydi da bu murdar herifleri benden isteseydi, hepsini ona bagislardim." demisti. (101)

 

(95/1) Zâdü'l-Meâd, 2/123; Ibn-Hisâm, 2/57-58; Ibnü'l-Esîr, 2/90-91 (Hz. Hatice'nin Ebû Tâlib'den 50-55 gün kadar sonra vefât ettigi rivâyeti de vardir.)

(95/2) Ebû Talib ile Hz. Peygamber (s.a.s.)in anne ve babasinin ehli necattan olup olmadigi hakkinda bkz. Tecrid Tercemesi 4/679-703 (Hadis No: 665 ve izahi) ve 10/57-59 (Hadis No: 1549) (96) Bkz. el- Buhârî 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 2/377 (Hadis No : 314) ve 10/45, (Hadis No: 1544)

(97) Bkz. Tecrid Tercemesi, 2/614 (431 No'lu Hadis ve açiklamasi) Ibn; Hisâm, 2/61; Ibnü'l-Esîr, 2/91-92; Zâdü'l-Meâd, 2/123-124.

(98) Bkz. el-Buhârî 4/83; Tecrid Tercemesi, 9/ 35 (Hadis No: 1333); Zâdü'l Meâd, 2/124

(99) Ibn-Hisâm, 2/62; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/92

(100) Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/92-93; Zâdü'l-Meâd, 2/124; Târih-i Din-i Islâm, 2/278-279

(101) Buhârî, 5/20; Tecrid Tercemesi, 10/170 (Hadis No: 1574)

 



V- KABÎLELERI ISLÂMA DÂVET ve AKABE BÎATLARI

1- KABÎLELERI ISLÂMA DÂVET


Hz. Peygamber (s.a.s.) Tâif'e Sevvâl ayinda gitmisti. Dönüsünde "eshür-i hurum" denilen kan dökülmesi yasak aylardan Zilkade girmis hac mevsimi baslamisti.

Rasûlullah (s.a.s.) Hac mevsiminde Mekke yakinlarinda kurulan Ukaz, Mecenne, Zülmecâz.. gibi panayirlara gidiyor, oralarda toplanan diger Arap kabîleleriyle görüsüyor, onlara Kur'ân-i Kerîm okuyor, Hak Dini teblige çalisiyordu.

Kureysin ileri gelenleri Müslümanligin Mekke disinda, diger kabîleler arasinda yayilmasindan endiseye düstüler. Rasûlullah (s.a.s.)'in gayretlerini bosa çikarmak, O'nun sözlerine diger kabîlelerin deger vermelerini önlemek için çâre aradilar. "Hz. Muhammed (s.a.s.) için ne diyelim?..." diye düsündüler. Içlerinden en isâbetli karar verdigini kabûl ettikleri Mugire oglu Velîd'den bu konuda yardim istediler.

Velîd, edebiyatin her çesidinden anlayan, pek çok sâir ve hatibin düsünce ve bilgisinden yararlandigi son derece zeki, zengin ve itibârli bir yasliydi. Rasûlullah (s.a.s.) ile görüserek O'ndan Kur'ân-i Kerîm dinledikten sonra kanaatini söyle özetledi.

- "Ben siirin her çesidini bilirim. Muhammed'den dinlediklerim siir degil. O halde O'na sâir denilemez. Dinlediklerim, nesir de degil. O sözlerdeki güzellik ve belâgat hiç bir sözde bulunmaz.

Muhammed (s.a.s.)'e sihirbaz veya falci da diyemeyiz. Çünkü sözlerinin sihir ve fal ile bir ilgisi yok. Mecnûn veya deli de denilemez. Çünkü bu takdirde size kimse inanmaz. Bu derece güzel sözleri, degil bir delinin, akilli kimselerin bile söyleyebilmesi mümkün degildir. Muhammed (s.a.s.)'e sihirbâz da diyemezsiniz. Çünkü okuyup üflemiyor, dügüm baglamiyor, sihirle ilgili hiç bir sey yapmiyor..."

- "O halde ne diyecegiz?" diye sordular.

- "Ne diyeceginizi bilemem. Fakat sizin isnâd ettiginiz, (sâir, falci, mecnûn, sihirbâz.. gibi) sözlerin hiç biri O'na uymuyor. O'nda böyle vasiflar yok. Kimseyi bu sözlere inandiramazsiniz..." dedi.

Fakat, Velîd ertesi gün:

- "O'na sihirbâz demek, baska sifatlardan daha uygun. Çünkü sözleri kardesi kardesten ayiriyor. Akraba arasina ayrilik sokuyor. Bu sebeple O'nun sözleri sihir ve büyüden baska bir sey degil. O'na sihirbâz deyin." dedi. (102)

Kur'ân-i Kerîm Velîd'in bu tutumunu söyle anlatir:

-"Çünkü o, düsündü, ölçtü, biçti. Cani çikasi ne biçim ölçtü biçti... Sonra bakti (düsündü), sonra kaslarini çatti, suratini asti. Sonra da sirt çevirip büyüklük tasladi. Bu sâdece ögretilen bir sihirdir, bu Kur'ân yalnizca bir insan sözüdür" dedi... (el-Müddessir Sûresi, 18-25)

Böylece O'na "sihirbâz, büyücü" demege karar verdiler. Rasûlullah (s.a.s.) kiminle, hangi toplulukla görüsse, arkasindan gidip:

Sakin O'nu dinlemeyin, sözlerine kanmayin. Büyücüdür, kardesi kardesten ayirir... diye propaganda yapiyorlardi.(103) Fakat müsriklerin bütün çabalari Islâm nûru'nun yayilmasini önleyemeyecekti.

"Allah'in nûrunu agizlariyle söndürmek isterler. Oysa, kâfirler istemese de Allah nûrunu mutlaka tamamlayacaktir." (et-Tevbe Sûresi, 32)


2- AKABE BIATLARI Zilhicce (621 ve 622 M.)

a) Akabe Görüsmeleri


Peygamber (s.a.s.) Efendimiz Hac mevsimlerinde, Mekke yakinlarinda kurulan panayirlara gelen, Kâbe'yi ve putlarini ziyâret eden kabîleler arasinda dolasiyor, onlara Kur'ân okuyor, onlari Islâm'a dâvet ediyordu. Bir gün Mekke'nin kuzeyinde, Mekke ile Mina arasinda "Akabe" denilen bir tepede alti kisilik bir topluluga rastladi. Bunlar, Medine'den "Hazrec" kabîlesinden idiler.(104) Rasûlullah (s.a.s.) onlarla konustu. Kur'an-i Kerîm okudu, Islâm Dini'ni anlatti ve onlari Müslümanliga dâvet etti.

Medine'deki "Evs" ve Hazrec" adli Arap kabîleleri ile "ehl-i kitâb" olan Yahûdiler arasinda eskiden beri geçimsizlik vardi. Ne zaman aralarinda bir tartisma veya kavga çiksa, putperest olan Evs ve Hazreçlilere Yahûdîler:

Yakinda bir Peygamber gelecek, biz O'na uyar, kuvvetleniriz, öcümüzü sizden o zaman aliriz.. derlerdi. Medine'liler yakinda bir Peygamber gelecegini yasli kimselerden de sik sik duyuyorlardi. Hz. Peygamber (s.a.s.), onlari yeni dine dâvet edince birbirlerine bakistilar. "Yahûdilerin bekleyip durduklari, yaslilarin haber verdikleri Peygamber iste budur, biz Yahûdîlerin önüne geçelim..." diyerek, kelime-i sehâdet getirip, hemen Müslüman oldular.(105) Mekke Devri'nin 10'uncu yilinin Zilhicce ayinda (Nisan 620 M.) gerçeklesen bu olaya "Birinci Akabe Görüsmesi", burada Islâm'i kabûl eden alti kisiye de "Ilk Medineli Müslümanlar" denir.(106) Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Medine'liler arasinda, hac mevsimlerinde "Akabe" tepesinde yapilan görüsmeler, Mekke Devri'nin 10-11 ve 12'inci yillarinda olmak üzere üç defa oldu 11 ve 12'inci yillardaki görüsmelerde "Bîat" da yapildi. Bu sebeple, Akabe görüsmelerinin sayisi üç; Akabe Bîatlari'nin sayisi iki'dir.


b) Birinci Akabe Bîati (Zilhicce 621 M.)

Akabe Tepesinde Hz. Peygamber (s.a.s.)'le görüsüp Müslüman olan bu 6 kisi, hac mevsimi sonunda Medine'ye döndüler. Gördüklerini, yakinlarina ve dostlarina anlatarak, Medine'de Müslümanligi yaymaga basladilar.

Bir sene sonra, hac mevsiminde Hz. Peygamber (s.a.s.) ile görüsmek üzere Medine'den Mekke'ye 10'u Hazrec, 2'si Evs kabîlesinden olmak üzere 12 Müslüman geldi. Bunlardan 5'i, bir yil önceki ilk Akabe görüsmesinde bulunanlardandi. Baskanlari yine, birinci görüsmede oldugu gibi "Zürâre oglu Es'ad"ti. Mekke Devri'nin 11'inci yili Zilhicce ayinda Rasûlullah (s.a.s.) ile bulustular. Bu ikinci bulusmada Medine'li 12 Müslüman(107) "Allah'a sirk kosmayacaklarina, hirsizlik ve zinâ yapmayacaklarina, (kiz) çocuklarini öldürmeyeceklerine, kimseye iftirâ etmeyeceklerine, Allah ve Peygamberine itâatten ayrilmayacaklarina" dâir Rasûlullah (s.a.s.)'e taahhütte bulundular; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in elini tutarak bîat ettiler.(108)

Medine'li Müslümanlar, bu görüsme ve bîattan sonra, Müslümanligin yayilmasina gayret etmek üzere, memleketlerine döndüler. Rasûlullah (s.a.s.)'in Medine'de Müslümanligi ve Kur'ân-i Kerîm'i ögretmek üzere ögretmen olarak görevlendirdigi "Umeyr oglu Mus'ab"i da berâberlerinde götürdüler.(109)

Mus'ab, Akabe'de bîat edenlerin reisi Hazrec kabîlesinden Es'ad b. Zürâre'nin evinde misâfir olmustu. Evs ve Hazrec kabîlesi'nden Müslümanligi kabûl edenlerin evlerine birer birer giderek, onlara Kur'ân-i Kerîm ve din bilgileri ögretiyor, güzel ahlâki, nezâketi ve kibarligi ile herkesi Islâm'a bagliyordu.

Es'ad b. Zürâre ve Mus'ab b. Umeyr'in gayretleriyle Medine'de Müslümanlarin sayisi hizla artiyordu. Yalniz Evs kabîlesi reislerinden Sa'd b. Muâz ile Üseyd b. Hudayr Müslümanligi henüz kabûl etmemislerdi. Bir gün Esâd ile Mus'ab çevrelerine toplananlara Müslümanligi anlatirken Üseyd yanlarina geldi, maksadi onlara mâni olmakti.

- Siz ne yapmak istiyorsunuz? Halki atalarinin yolundan saptiriyorsunuz... diye söylendi. Mus'ab O'na çok nâzik davrandi. Kurân-i Kerîm okudu. Kisaca Müslümanligi anlatti. Üseyd, Kur'ân-i Kerîm 'in tesirinde kaldi, "Bu ne güzel sey..." diyerek Müslüman oldu ve söyle dedi:

- Ben gidip Sa'd b. Muâz'i göndereyim. Eger o da Müslümanligi kabûl ederse, bu memlekette Müslüman olmayan hiç kimse kalmaz.

Sa'd, Medine'de Müslümanligin yayilmasindan memnûn degildi. Es'ad ve Mus'ab'in yanlarina öfke ile gitti.

Ey Es'ad, seninle aramizda akrabalik baglari olmasaydi, kabilemiz arasina bu ayrilik tohumlarini sokmana katlanmazdim... diyerek çikisti. Mus'ab ona da son derece yumusak ve kibar davrandi. Kisaca Müslümanligi anlatti. Kur'ân-i Kerîm okudu. Neticede Sa'd b. Muâz da Müslüman olarak oradan ayrildi. Bu iki reisin tesiriyle Evs ve Hazrec kabîleleri içinde hemen hemen Müslüman olmayan kimse kalmadi.(110)

Mus'ab, Medine'deki bu memnûniyet verici gelismeleri Hz. Peygamber (s.a.s.)'e bildirdi. Rasûlullah (s.a.s.) ve Müslümanlar bu duruma çok sevindiler. Bundan dolayi bu seneye "Senetü'l Ibtihâc" (Sevinç yili) denildi.(111)


c) Ikinci Akabe Bîati (Zilhicce 622 m.)

Mekke Devri'nin 12'inci yili hac mevsiminde, Medine'den Mekke'ye gelen ziyâretçiler arasinda (73'ü erkek, 2'si kadin) 75 Müslüman vardi. Bunlar hac'dan sonra (eyyâm-i tesrik'in 2'nci gecesi), gece yarisi Hz. Peygamber (s.a.s.) ile gene Akabe tepesi'nde gizlice bulustular. Dikkati çekmemek için, her biri, degisik zamanlarda ve ayri yollardan gelerek burada toplandilar. Içlerinde, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'li akrabasi Neccâr ogullarindan Zeyd oglu Hâlid (Ebû Eyyûb el-Ensârî) de vardi.

Rasûlullah (s.a.s.) toplantiya amcasi Abbâs'la birlikte geldi. Abbâs henüz Müslüman olmamisti. Fakat yegenine son derece bagliydi. Ebû Tâlib'in ölümünden sonra, Arab âdetine göre O'nu himâyesine almisti. Bu sebeple önce toplantida Abbâs konustu:

- Ey Hazrec ve Evs Cemaati,

Siz de bilirsiniz ki, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in aramizda üstün bir yeri vardir. Biz, O'nu simdiye kadar, düsmanlarina karsi koruduk, yine de koruyacagiz. Siz simdi O'nu, Medine'ye dâvet ediyor, orada kalmasini istiyorsunuz. Kendisi de böyle arzu ediyor.

Ancak siz O'nu düsmanlarina karsi koruyabilecekseniz, götürünüz. O'nu ele verecekseniz, bundan simdiden vazgeçiniz.".. dedi.(112) Medineliler Abbâs'i dinledikten sonra:

- Yâ Rasûlallah, siz de konusunuz. Bizden, Allah için, kendiniz için istediginiz andi aliniz. Haziriz... dediler.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bir mikdâr Kur'ân-i Kerim okuduktan sonra:

- Sevinçli hâlinizde de, kederli hâlinizde de din isinde kusur etmeyeceginize, hakkin yerine getirilmesi için hiç bir seyden çekinmeyeceginize, yurdunuza hicret ettigimde beni âileleriniz ve çocuklariniz gibi koruyacaginiza.. sizden söz (and) istiyorum" dedi. Medineli Zürâreoglu Es'ad:

Yâ Rasûlallah, biz buraya sana bîat etmege geldik. Sen nasil emredersen öyle yapariz. Çocuklarimizi, âilelerimizi nasil korursak, seni daha fazla koruruz . Sözümüzde dururuz. Inâyet Allah'tandir... dedi. Medineliler:

- Yâ Rasûlallah, Senin ugrunda, gösterdigin yolda ölürsek bize ne var? diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.s.):

- Ahirette mükâfat olarak Cennet, dedi.

- Öyleyse ver elini, dediler. Hepsi de Hz. Peygamber (s.a.s.)'in elini tutarak, "Islâm yolunda gerekirse öleceklerine" and verip bîat ettiler.(113)

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ve Müslümanlarin Medine'ye hicreti de bu görüsmede kararlastirildi. Toplanti bittikten sonra, müslümanlar, geldikleri gibi, gene gizlice ayri ayri yollardan dagildilar.

Kureysliler 2'nci Akabe Bîatini, ancak kabîleler Mekke'den ayrildiktan sonra duyabildiler.

 

(102) Ibn Hisâm, 1/288-289; Târih-i Din-i Islâm, 2/188-192
(103) Bkz. Ibn-Hisâm, 2/63-65; Ibnü'l-Esîr, 2/93-94
(104) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dedesi Abdülmuttalib'in annesi Selma hatunun Hazrec kabilesinden olusu sebebiyle, Rasûlüllah (s.a.s.) ile Hazrecliler arasinda akrabalik vardi.
(105) Ibni Hisâm, 2/70-71; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/95; Zâdü'l-Meâd, 2/131
(106) Hepsi de Hazrec kabîlesinden olan bu alti kisi sunlardir. Zürâre oglu Es'ad, Mâlik oglu Râfi, Hâris oglu Avf, Âmir oglu Kutbe, Âmir oglu Ukbe, Abdullah oglu Câbir. (Ibn Hisâm, 2/71-72; Zâdü'l-Mead. 2/132)
(107) Isimleri: Es'ad b. Zürâre, Râfi b. Mâlik, Avf b. Hâris, Kutbe b. Âmir, Ukbe b. Âmir, Muâz b. Hâris, Zekvân b. Abd-i Kays, Ubâde b. Sâmit, Yezid b. Sa'lebe, Abbas b. Ubâde, Ebu'l Heysem b. Teyyihan, Uveym b. Sâide, (Ibn Hisâm, 2/ 73-75; Zâdül-Meâd, 2/132)
(108) Bkz. El-Mümtehine Sûresi, 12; el-Buhârî, 1/10; Tecrid Tercemesi, 1/29; (Hadis No: 18); Ibn Hisâm, 2/75
(109) Ibn Hisâm, 2/76; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/96
(110) Ibn Hisâm, 2/77-79; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 1/97-98
(111) Târih-i Din-i Islâm, 2/313
(112) Ibn Hisâm, 2/84; Ibnü'l-Esîr, a.g.e., 2/98-99
(113) Ibn Hisâm, 2/84-85; Ibnü'l Esîr, a.g.e., 2/100

 




3- ISRÂ VE MÎRÂC MÛCIZESI (Receb 621 M.)

a) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Mîrâci

Ikinci Akabe görüsmesinden sonra, Mekke Devri'nin 11'inci yili Recep ayinin 27'inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin "Isrâ ve Mîrâc" mûcizesi gerçeklesti.

Isrâ, gece yolculugu ve gece yürüyüsü; Mîrâc ise, yüksege çikmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettigi ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldigi için bu mûcizeye "Isrâ ve Mîrâc" denilmistir.

Kur'ân-i Kerîm'de el-Isrâ Sûresi'nin 1'inci âyetinde:

"Kulu Muhammed (s.a.s.)'i, bir gece Mescid-i Harâm'dan, kendisine bir kisim âyetlerimizi göstermek için, etrâfini mübârek kildigimiz Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'in sâni ne yücedir. Dogrusu O isitir ve görür." buyrulmustur.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in Mekke'deki Mescid-i Harâm'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya olan mîrâci, yukarida anlami yazilan âyet-i kerime ile sâbittir. Mescid-i Aksâ'dan semâlara ve yüce makamlara yükseldigini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahîh hadîs-i serîflerden ögrenmekteyiz. Hadîs-i serîflerde anlatilanlarin özeti söyledir.(114)

Rasûlullah (s.a.s.) bir gece Kâbe'nin "Hatîm" denilen kisminda iken, Cebrail'in getirdigi "Burak" denilen binege binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ'ya gelip burada namaz kilmistir. Buradan da "Mîrâc" denilen âlete binerek, semâlara yükselmistir. 1'inci semâda Hz. Âdem, 2'inci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. Isâ, 3'üncü semâda Hz. Yûsuf, 4'üncü semâda Hz. Idrîs, 5'inci semâda Hz. Harûn, 6'inci semâda Hz. Mûsâ ve 7'inci semâda Hz. Ibrâhim ile görüstü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) 'i selâmlayip tebrik ettiler, "hosgeldin sâlih kardes," dediler.

Daha sonra "Sidretü'l-müntehâ"ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çikardiklari sesler duyuluyordu. Sidretü'l-müntehâ'dan ötesi, sözle anlatilmasi mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar beraber olduklari Cebrâil de buradan öteye geçememis, "benim için burasi sinirdir, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarim..." demistir

Mîrâcta Cenab-i Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedecegini vâsitasiz vahyetti. Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)'e üç sey verildi.(115)

1) Bes vakit namaz farz kilindi.(116)
2) Bakara Sûresi'nin son iki âyeti (Amene'r-rasûlü...) vahyedildi.
3) Ümmetinden sirk kosmayanlarin Cennet'e girecekleri müjdesi verildi.


b) Mîrâc Mûcizesine Karsi Müsriklerin Tutumu

Peygaber Efendimiz, mîrâci ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah anlatti. Mü'minler Rasûlullah (s.a.s.)'i tasdik ve tebrik ettiler. Müsrikler ise inkâr ettiler. Bir gecede Kudüs'e gidip gelmek imkânsiz bir sey, dediler. Içlerinde Kudüs'e gitmis ve Mescid-i Aksâ'yi görmüs olanlar vardi. - Mescid-i Aksânin kaç kapisi var? Surasi nasil, burasinda ne var? diye Rasûlullah (s.a.s.)'i soru yagmuruna tuttular.(117)

Hz. Peygamber bu konuyu daha sonra söyle anlatmistir:

"Kureys bana seyâhat ettigim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile ilgili öyle seyler sordular ki, Isrâ gecesi bunlara hiç dikkat etmemistim. Fakat Cenâb-i Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasindaki mesâfeyi kaldirdi. Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp verdim".(118)

Bu durumda ne yapacaklarini sasiran müsrikler Hz. Ebû Bekir'e kostular. Muhammed dün gece Kudüs'e gidip geldigini, göklere çiktigini... söylüyor. Buna da mi inanacaksin, dediler. Ebû Bekir, hiç tereddüt göstermeden:

"Bunu O söylemisse inandim gitti. Ben O'nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum. Aksam- sabah göklerden vahiy geldigini söylüyor, buna inaniyorum..." dedi. Bu yüzden Hz. Ebû Bekir'e "Siddîk" denildi.

Ehli- sünnet bilginlerinin çogunluguna göre, Isrâ ve Mîrâc ayni gecede; Rasûlullah (s.a.s.) 'in rûh ve vücuduyla birlikte uyanik hâlde iken olmustur. Isrâ ile Mîrâcin ayri gecelerde oldugunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku buldugunu kabûl eden bilginler de vardir; fakat bunlarin sayisi azdir.(119)


c) Mîrâc'ta Tesri Kilinan Hükümler

Kur'ân-i Kerîm'de, Mirâc'in en yüksek hâli anlatilirken:

"(Rabbina) iki yay kadar veya daha da yakin oldu. Allah Kulu'na vahyettigini o anda vahyetti..." (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadir.

Bu âyetlerden Rasûlullah (s.a.s.)'e, Mîrâc'ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildigi anlasilmaktadir.

Bastan sona Mîrâc ve Mîrâc'ta tesri kilinan hükümlerin anlatildigi el-Isrâ Sûresi'nin 80'inci âyetinde Hz. Peygamber (s.a.s.)'e: "Rabbim, beni serefli bir girisle (Medine'ye) koy, sâlim bir çikisla da (Mekke'den) çikar" diye dua etmesi emredilerek yakinda hicretine izin verilecegini; 81 'inci âyetinde ise:

"De ki: Hakk geldi, bâtil yok olup gitti, esâsen bâtil yok olmaga mahkûmdur" buyurularak çok yakinda Islâm'in küfre galebe çalacagina, neticede Mekke'nin Rasûlullah (s.a.s.) tarafindan fethedilip Kâbe'nin putlardan temizlenecegine isâret olunmustur. Yine ayni sûrenin 23-29'uncu âyetlerinde dinin temelini teskil eden hükümler yer almistir. Bu âyetlerin anlamlari söyledir: "Rabb'in sunlari kesinlikle hükmetti: Kendisinden baskasina kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yaninda ihtiyarlayacak olursa, onlara "öf" bile deme, onlari azarlama, her ikisine de hep tatli söyle. Onlara sefkatle tevâzu kanadini ger ve 'Rabbim, onlar, küçükken beni nasil ihtimâmla yetistirmislerse, sen de kendilerini öylece esirge..' diye onlar için duâ et.

Rabbiniz, içinizdekini en iyi bilendir. Iyi kimseler olursaniz, kendisine yönelip tevbe edenleri bagislar.

Hisima, yoksula, yolda kalmisa, herbirine hakkini ver. Elindeki malini saçip savurma, saçip savuranlar, süphesiz seytânla kardes olmuslardir. Seytân ise Rabb'ina karsi son derece nankördür. Rabbindan umdugun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalirsan, bâri onlara yumusak söz söyle (sert davranma).

Elini boynuna baglayip cimrilik etme, onu büsbütün açip hepsini de saçma. Yoksa pismân olur, açikta kalirsin, Süphesiz Rabb'n, diledigi kimsenin rizkini genisletir, diledigininkini daraltir, ölçü ile verir. O, kullarini gören ve her seyden haberdâr olandir.

Çocuklarinizi yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onlari da sizi de Biz riziklandiririz. Süphesiz ki onlari öldürmek büyük bir suçtur.

Sakin zinâya yaklasmayin. Dogrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur. Allah'in harâm kildigi cana, hakli bir sebep olmadikça kiymayin. Haksiz yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermisizdir. Artik o da öldürmekte asiri gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardim görmüstür.

Erginlik çagina ulasincaya kadar, yetîmin malina, en güzel seklin disinda yaklasmayin. Bir de verdiginiz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardir.

Ölçtügünüz zaman ölçegi tam yapin, dogru terâzi ile tartin. Bu daha iyi ve sonuç bakimindan daha güzeldir.

Bilmedigin seyin ardina düsme. Dogrusu kulak, göz ve kalb, bunlarin hepsi o seyden sorumlu olur. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca daglara ulasabilirsin, (onlarla büyüklük yarisi yapabilirsin). Rabb'inin katinda bunlarin hepsi, begenilmeyen kötü seylerdir.

Bunlar Rabb'inin sana bildirdigi hikmetlerdir. Sakin Allah'la beraber bir baska tanri edinme. Yoksa kinanmis ve kovulmus olarak Cehennem'e atilirsin." (Isra Sûresi, 23-29). Bu âyetlerdeki ilâhî emirler söylece özetlenebilir:

1) Allah'tan baskasina kulluk etmeyin,
2) Anne-babaya iyi muâmele edin,
3) Hisima,yoksula, yolda kalmisa haklarini verin,
4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
5) Çocuklarinizi öldürmeyin,
6) Zinâya yaklasmayin,
7) Hakli bir sebep olmadikça cana kiymayin,
8) Daha iyiye götürmek amaci disinda yetim malina yaklasmayin,
9) Verdiginiz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
10) Ölçü ve tartiyi tam yapin,
11) Hakkinda bilginiz olmayan seyin pesine düsmeyin,
12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.

 

(114) Bkz. Buhârî, 1/91-93 ve 4/247-250; Tecrid Tercemesi, 218-232 (Hadis No: 227) ve 10/60-80; (Hadis No: 1550-1552)
(115) Müslim, 1/157, (K.el-Imân, B.,76, Hadis No: 173/279)

(116) Mîrâc'dan önce namaz, aksam va sabah olmak üzere günde iki vakit kiliniyordu. "Ey örtüsüne bürünen Peygamber! Kalk, azâb ile korkut. Rabbinin adini (namazda tekbir ile) yücelt..." (Müddessir Sûresi, 1-3) anlamindaki âyetler inince, Rasûlüllah (s.a.s.) Cibril (a.s.)'in târifi ile abdest alip namaz kilmistir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in Cibril'e uyarak kildigi bu ilk namaz, sabah vaktinde kilinmistir. Ayni gün aksam namazini Hz. Hatice ile cemâatle kildilar. Ertesi gün bu cemâate Hz. Ali, daha sonra Hz. Ebû Bekir ve Zeyd b. Hârise de katildi. Böylece, (Mîrâc'da 5 vakit namaz farz kilinmadan önce) Risâletin baslangicindan itibâren Rasûlüllah (s.a.s.) ve Müslümanlar, aksam ve sabah olmak üzere, günde iki vakit namaz kiliyorlardi. Bu iki vakit namazdan baska, "Müzzemmil Sûresi"nin ilk âyetleri ile "gece namazi" farz kilinmisti. Müslümanlar geceleri ayaklari sisinceye kadar namaz kiliyorlardi. Gece namazi bir sene kadar farz olarak devâm ettikten sonra, ayni sûre'nin son âyeti (Müzzemmil Sûresi, 20) ile farziyeti kaldirildi, nâfile (tatavvu) namaz oldu. Mîrâc'da farz kilinan 5 vakit namaz ile bütün bu namazlar kaldirildi. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e hâs, ona âit olmak üzere gece namazinin farziyeti devâm etti. (Bkz. Isrâ Sûresi, 79; Tecrid Tercemesi, 2/231-232, Hadis No: 227'nin açiklamasi; Tahir Olgun, Ibâdet Târihi, 28-38, Ist., 1946)

(117) Tecrid Tercemesi, 10/64
(118) Buhârî, 4/248;Müslim, 1/157; (K.el-Imân, B., 75); Tecrid Tercemesi, 10/63. (Hadis No: 1550)
(119) Bkz. Zâdü'l-Meâd, 2/126-127

 



 
DEVAM - MÜSLÜMANLARIN MEDINE'YE HICRETLERI

Devam icin sag oka tikla

HZ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) in HAYATI HZ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) in HAYATI



 

 

 


 
HABBÂB IBN ERET

Islâm ile sereflenen ve Islâm'a girdigi için müsrikler tarafindan iskence edilen ilk sahabelerden biri.

Nesebi; Habbâb b. Eret b. Cendele b. Sa'd b. Huzeyme b. Ka'b b. Zeyd. Temim kabilesinden, küçükken esir edilerek Mekke'ye getirilmis Huzâali Ümmü En'mâr'in kölesi, Zühre ogullarinin anlasmalisi.

Islâm ile sereflenen ve Allah için iskence edilen ilk müslümanlardan olan Hâbbab b. Eret müslüman oldugunu açikladiginda ilk iskence edilen sahabeler arasinda idi. Ilk Müslümanlar; Hz. Peygamber (s.a.s), Hz. Ebû Bekir, Habbâb, Suheyb, Bilâl, Ammâr, Sümeyye (r. Anhûm)dir. Hz. Peygamber ve Ebû Bekir, kendi aileleri tarafindan nisbeten korunmus ancak Mekkeli olmayan diger dört kisi müsrikler tarafindan siddet ve baski ile yildirilmaya çalisilmistir. Bu insanlar kizgin günes altinda demir zirhlar giydirilerek ölesiye iskence edilmislerdir. Habbâb bu iskencelere sabrederek kâfirlerin Hz. Peygamberin risâletini inkâr etmesini istemelerini reddetmistir (Ibnu'l-Esir, Üsdü'l-Gâbe II, 114).

Hz. Habbâb (r.a) Medine'ye hicret edince Hz. Peygamber (s.a.s) onu Cebr b. Atik ile kardes yapmistir. Hz. Ebû Bekir'in vefatindan sonra, Hz. Ömer'den izin alarak Kûfe'ye cihad için gitmis, hicri 37 tarihinde siddetli bir hastaliga tutulmustur. Hastaligin siddetinden günde yedi defa basini daglatan Habbâb, hastalik aninda aci içerisinde "Hz. Peygamber (s.a.s) biri ölümü temenni etmekten alikoymasaydi temenni ederdim" demistir. Ogullarina kendisinin Kûfe disina gömülmesini vasiyet eder ve Kûfe'nin disina gömülmesi durumunda Hz. Peygamber'in sahabîsi oraya gömülmüs diye insanlarin ölülerini kendisinin etrafina gömeceklerini söyler. Öldügünde altmis üç yasinda olan Habbâb (r.a) yirmibes yasinda hicret etmis, muhtemelen onbes yaslarinda bir delikanli iken Islam ile sereflenmistir (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 416; Ibnü'l Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 116).

Onbes yasinda müslüman olmus bir insanin dünyada kendisinden baska bes kisi müslüman iken iskencelere sabredebilmesi imaninin ve dine bagliliginin en önemli göstergesidir. Altmisüç yasinda bir ihtiyar iken ve acilar içerisinde kivranirken ölümüyle bir sünneti ihya etmeyi düsünmesi, onun Hz. Peygamber (s.a.s)'in sünnetine de ne kadar bagli oldugunun en güzel delilidir.

Mekke döneminde, sirtina ateste kizdirilmis taslar yapistirilmis, sirt yaglan eriyinceye kadar sirtinda tutulmus, yine imaninda sebat etmistir. Demircilik ile mesgul oldugundan, efendisi Ümmü Emmâr demiri ateste kizdirir Habbâb'in basini daglardi. Hz. Peygamber Habbâb'a ugrar onunla sohbet ederdi. Onun halini görünce: "Allahim Habbâb'a yardim et" diye dua etmisti. Bir müddet sonra Ümmü Enmâr siddetli bas agrilarina tutulur, köpek gibi bagirmaya baslar. Ona basini daglatmasini tavsiye ederler. Habbâb demiri ateste kizdirir ve kadinin basini demirle daglar (Ibnu'l-Esîr, Usdü'l-Gâbe, II, 115).

Iskencenin dayanilmaz bir hal aldigi, müsriklerin siddetli baski yaptiklari bir zaman Habbab Kabe'nin gölgesinde örtüsüne bürünmüs oturan Hz. Peygamber'in yanina geldi; "Allah'a bizim için dua buyurmaz misin" dedi: Hz. Peygamber yüzü kipkirmizi halde dogruldu, söyle buyurdu: "Sizden önceki ümmetlerde bir adam demir tarakla taranir ve sinirleri kemiginden siyrilirdi da bu iskence onu diniden döndürmezdi. Testere basinin saç ayirimina konur ve iki parçaya bölünürdü; bu da o adami dininden döndürmezdi. Allah muhakkak bu dini tamamlayacaktir. San'â'dan kalkan yolcu Hadramevt'e içinde Allah korkusundan baska hiç bir korku olmadan gidebilecek" (Buhârî, Menâkibu'l-Ensâr, 29). Bütün bu iskencelere katlanan Habbâb bir gün halinden sikâyetçi olmamis, Islâm'in zafer yillarinda, çektigi iskenceleri reklam ederek insanlarin teveccühünü kazanmaya çalismamis, mükafati yalnizca Allah (c.c.)'dan istemistir. Hz. Ömer (r.a.) hilâfeti döneminde Habbab'a "Allah yolunda çektigin iskenceleri bize anlat ey Habbâb!" demesi üzerine sirtini açar gösterir. Hz. Ömer "Bu güne kadar bu derece harap olmus bir sirt görmedim" der. Habbâb (r.a) "Sirtimda ates yakarlardi, derimden çikan yaglar atesi söndürürdü" der. Bazen de ateste kizdirilmis taslar sirtina konur derisinin yaglari sogutuncaya kadar tutulurdu. Bunun için sirti yumurta büyüklügünde oyuk oyuk idi (Ibnu'l Esîr, Usdü'l-Gâbe, II, 115).

Bütün bu iskencelere ragmen Islâm'i tebligden geri kalmazdi. Tâhâ suresinin bazi ayetlerini Hz. Ömer'in kizkardesinin ailesine ögretirken Ömer içeri girmis; onlarin hallerindeki samimiyet Ömer'in müslüman olmasina vesile olmustur.

Zühd ve takvasi ile gerçekten örnek olan Habbâb, ihtiyarlik döneminde Islâmin ilk yillarinda ölmedigine hayiflanir durur, söyle derdi: "Hz. Peygamber ile sevabini Allah'tan dileyerek hicret ettik; Allah indinde bir mükâfaata hak kazandik. Içimizden kimi bu mükâfaat bu dünyada almadan göçtü gitti. Mus'ab b. Umeyr onlardandir... Birden kimileri de meyvelerinin olgunlastigini gördü ve bunlari topladi. Islâm'in zafer yillarini gördü ve müslüman olmasindan dolayi dünya nimetlerinden istifade etti" (Buhârî, Menâkibu'l-Ensâr, 45).

Habbâb (r.a)'in ilim talebeleri; Oglu Abdullah, Ebû Ma'mer, Kays b. Ebî Hâzim, Mesruk ve diger Tabbiîn imamlaridir. Oglu Abdullah da Hz. Peygamber'i görmüs ve babasi yoluyla ondan hadîs rivayet etmistir.

Habbâb hastaligi nedeni ile Siffin'e katilmadi. Siffin dönüsü Hz. Ali, Kûfe disinda yedi kabir görüp, bunlar nedir? diye sordu. Etrafindakiler Habbâb'in öldügünü ve Kûfe disina gömüldügünü söyleyince Hz. Ali (r.a) söyle dedi: "Allah Habbâb'a rahmet etsin. Isteyerek coskuyla müslüman oldu; Allah'in emrine itaat ederek hicret etti; hayati boyunca mücâhid yasadi; bedenine çektirilen iskenceler ve hastaligi ile imtihan edildi. Allah güzel amel isleyenin amelini zayi etmez" dedi. Kabrine yaklasarak söyle dua etti. "Ey mümin ve müslümanlar diyari! Allah'in selâmi üzerinize olsun, siz bizden önce yerinize ulastiniz, biz de insâallah kisa zamanda size katilacagiz. Allah'im onlari ve biri magfiret et. Bizi ve onlari affet. Ahireti düsünüp onun için amel eden, az ile kanaat eden, Allah (c.c)dan razi olan kullara müjdeler olsun" (Ibnü'l-Esîr, Usdü'l Gâbe, II,144-117; Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 416).

Zübeyr TEKKESIN

Anasayfa